Rainbow / Temple of The King


Yataktan yeni kalkmışsındır. Evin içi soğuktur. Aslında belki soğuk değildir de, yataktan yeni çıkan bir adam için soğuktur. Ellerini bacaklarının arasına sokarak bir müddet ısınmaya çalışırsın. Cumartesi. Okula gitmek istemiyordur canın, iyi ki cumartesi bugün. Yine yağmur var. Liseye yeni başlamışsındır ama hala çizgi film izliyorsundur kimseye söylemeden. Televizyonda oynayan çizgi film, sabahın altısında buz gibi soğuk salonun içinde mavi bir yansımayı suratına yollar. O azim dünyayı kurtarmaya yeter. O an cama vuran yağmur taneleri ruhuna akan bir su yolu izler. Camdan dışarı bakarsın, işe giden siyah şemsiyeliler, servis bekleyen yapma güzel kadınlar, sırılsıklam olmuş yağmurluklu bir simitçi. Yoldaki yokuştan aşağı inen gri sular. Türkiye'nin bir çocuğu olarak evindesindir o an, belki sobanda ellerini ısıtıyor, belki de benim gibi kaloriferde kıçını kızdırıyorsundur. İşte o sabahların şarkısıydı, yeni tanıştığın okul arkadaşının abisinden duyduğun, "oğlum bir rock şarkısı var ama böğürmüyorlar" diyerek sana sempatik göstermeye çalıştığı Temple of The King. Buna gerek olmadığını çocuk aklıyla nereden bilebilirdi ki? Çay kadar içini ısıtır, çayla beraber yutulursa sıcaklığı tüm gün yeterdi. Solosuna denk gelirsen, belki güneş açmazdı ama seni daha iyi bir insan yapardı.
Google Plus'ta paylaş
    Yorumlar

1 yorum:

Adsız dedi ki...

O yağmurlu soğuk sabahın (ya da sabahın körünün) benim için karşılığı ise the doors - people are strange olmuştur nedense... :)