Moon Station Z Radyo / Rock The Casbah #1

New Model Army'nin Türkiye'yi benden daha iyi bilen solisti Justin Sullivan

En sevdiğim türdür Rock. Alt türlerinin de alayını severim. Hard rocktan, Klasik Rock'a, Progresif Rock'ın türleri Senfonik Rock'tan Psychedelic Rock'a, Bluesrock'a, Space Rock'tan Kraut Rock'a kadar, hepsini. Madem öyle bir programda da bunlardan çalalım... Metal da rock'tan türemiş bir tür olmasına rağmen kendi kültürünü oluşturmuş bir müzik olduğundan metale girmeyeceğim. (Yandan sadece dinleme ve okumama opsiyonunuzu tekrar hatırlatıyorum ve ekliyorum, sağ tuş yaparak şarkıları indirebiliyorsunuz da) Peki programın adı niye Rock The Casbah? Çünkü; "şerif hoşlanmaz, Casbah'ta rock'tan." (Bir The Clash şarkısı)  Evet Türkiye'de de.

Nick Barrett önderliğinde müziğini icra eden, Pendragon ülkemizde çok bilinen bir grup değil ama şimdi çalacağım iki parçası da çok güzel bana sorarsanız. Tuşlu çalgıları es geçmeyen bir progresif rock grubu Pendragon. Önce Fly High Fall Far (Yükseğe Uç, Uzağa Düş), ardından da Elephants Never Grow Old. (Filler Asla Yaşlanmaz) İkinci şarkının solosu sade ama güzeldir, dikkat...

Pendragon - Fly High Fall Far

Şimdi daha baba gruplara geçmek lazım. Meselâ Deep Purple'a. Daha çok hard rock klasmanında değerlendirilseler de, özellikle son dönemlerinde daha sakin bir müziğe geçiş yaptıklarını düşünüyorum. 1996'da piyasaya çıkan Purpendicular albümünden Soon Forgotten'ı çalacağım. Sentezsiz olması imkânsız. Müzikal zenginliği olan bir parça. Ardından gelen parça ise bence bir hard rock klasiği. Scorpions'tan Passion Rules The Game. Yıl 1988. 4 yaşındayım.


Klasik müzikten esintiler alarak kendi müziğini en güzel şekillendiren gruplardan birisi kesinlikle Camel'dır. Hatta en sevdiğim 10 gruptan biridir. Üflemeli, vurmalı, telli veya tuşlu diye ayırım yapmadan her türlü entstumanı kullanarak müthiş bir progresif rock yapıyorlar. İki şarkı arda arda koyuyorum. İlki tam bir saga bence. Yüzüklerin Efendisi karakteri Gandalf için yazılmış Nimrodel - The Procession - The White Rider. İkinci şarkı ise Never Let Go. Fakat orijinal albüm performansı değil. (1973'te çıkan Camel albümündeydi) Şarkıyı her konserde farklı enstrumanlar ekleyerek çalan Camel'in canlı, On The Road 1981 albümünden. Solo diğer versiyonlara göre çok ayrı bir güzellikte olduğu için bu versiyonu çalıyorum.


Cream asit rock'ın öncülerinden. Pyschedilc Rock denen türün daha minimal türü mü desek acaba? Neyse şarkıyı dinlediğinizde anlarsınız: The Tales of Brave Ulysses. Aynı dönemden aynı türden Vietnam savaşı simgelerinden Break on Through gelsin ardından da.


Şimdi Rock deyince akla gelen gruplardan biri var. Led Zeppelin! Dancing Days ve bir savaş şarkısı Immigrant Song ardarda. Diyecek fazla bir şey yok. Tadını çıkarmak var.


Şimdi Galler'in bağrına dönmem lazım bu programda. Manic Street Preachers sevdiğim bir grup çünkü. Üstün ve felsefik şarkı sözleriyle ilgiyi fazla fazla hak eden bir grup. Motocycle Emptyness ilk olarak dinleyeceğiz parça. Hayat üzerine bir altlama. "Hayat yavaş bir intihar" diye yazmış 1995'ten beri kayıp olan Richey Edwards. Ardından kendine has, bir rock saygı duruşu gelecek. Condemned to Rock'N Roll! İki şarkı da 1992 çıkışlı Generation Terrorists albümünden. Elbette bu iki şarkı Moon Station Z'in çaldığı son MSP şarkıları olmayacak!


Manic Street Preachers kadar sevdiğim bir diğer grup da New Model Army'dir. Onlar kadar halk düşkünü, gözünü politikadan sakınmayan ve izleyiciye saygılı bir grupturlar. İstanbul'da konsere geldiklerinde sahneye dört defa tezahüratlar için döndüler, kendilerinden geçtiler resmen. Bir kere dönmek herkesin yaptığı şey ama dört kez? Hiç duymadım ben dört kez döneni. Bu gözler bunu gördü... Aslında post punk grubu olarak başladılar yollarına ama ilk üç albümden sonra içne İrlanda ezgileri kattılar, müziklerinin yelpazelerini geniş tuttular. İki müthiş şarkı da onlardan gelsin. Hastalarıyım.


Ve son şarkı, madem ki tekrar birleştiler, The Stone Roses'tan olsun. Britanya Rock'ı için vazgeçilmez bir gruptular, iyi ki yeniden bir araya geldiler. So Young ile program bitiyor. "In the misery dictionary, page after page, after page..."


Bu program fazla İngiliz takıldık ya, olsun, güzeldir İngiliz müziği, güzeldir...
Google Plus'ta paylaş
    Yorumlar

0 yorum: