Ultimate Hamlet Extended Universe


Çok eski çağlardan birinde Danimarka Kralı, eşi ve sevgili oğlu Hamlet ile mutlu mesut bir hayat sürdürmekteydi. O zamanlar Danimarka da Danimarkaydı hani, şimdiki gibi değil. Akıncı Laudrup kardeşler İlbey ve Zorbey kardeşler misali, cenup diyarlarını titretiyordu. Ünlü şövalye Elskjaer Preben Bey tüm gavur diyarlara nam salmıştı. İşte bu, böyle bir zamanın hikayesidir baba yiğitler.

Hamlet 8'inci doğum günündeydi. Okulun ilk günü, (geç yazılma) babası onun için tanrılardan bir Valkür dilemişti ve Hamlet okula onunla beraber gitmişti. Zaman böyle zamandı. Gittiği ilk gün hocaların hocası William S.B., Hamlet'i bir güzel azarlamıştı. Hamlet buna çok üzülüp ağlamış ve hocasını babasına şikayet etmişti. Baba bu hoca bana taktı, diyerek ağlayan Hamlet'i gören Bilge Kral biraz sakalını kaşımış, sarayın geniş taht odasındayken, "hocan bir şey biliyordur da öyle demiştir. Gönlünü alın oğlum" diye öğüt vermişti. Hamlet annesinin yanına gittiğinde, annesi "hiç üzülme dedi" bir planım var.

Okulun ikinci günüydü. Hamlet, Kraliyet İlkokulu'nda çok sıkılmıştı. O hep German mürebbiyelerle büyümüştü çünkü:
"Hamlet nayn!"
"Hamlet sen cezalı olmak!"
"Hamlet Doçland'ta çocuklar böyle yapmamak."
"Hamlet Germanca çalışacağız. Nayn!"

Andımızı okudular ve tek sıra halinde içeri girdiler. Hamlet annesinin yaptığı keki William S.B.'ye vermek için kürsüsüne doğru yavaşça ilerdi. "Şey" dedi... "Hocam annem bunu sizin için yapmış." Olduğu yerde bekledi. William hoca karşısında dikilen çocuğa baktı, çocuğun gitmediğini görünce, bakmaya devam etti. Ta ki birinden biri vazgeçene kadar bu devam edecekti. Hamlet yerine döndü ve somurtmaya devam etti. "Takmış bize bu ya" dedi içinden. Sözlüye kalkmamak için iyice gömüldü. Bekledi. Çanın çalmasına 2 dakika vardı. "Sen" dedi William, "gel kara tahtaya. Yaz bakalım, "Eriksen topu tut." Hamlet somurtmaya devam ederken, bir yandan da soğuk terler döküyordu. Hoca sıfır verirse saraydakilere nasıl söylerim, diye düşündü. Aç elini dedi cevap gelmeyince William, tahta cetvelle ellerine vurdu. Daha sonra gözü yaşlı yerine geçti. Çan çalmıyordu, zangoç uyuyordu. William öğrencilerden birine seslendi, "Stig getir bakalım arkadaşına yazdı notu." Çocuk tereddüt edince, William uzun sopasıyla bağdaş kurmuş olan öğrencinin kafasına vurdu. "Dunkof!" dedi, "Tofting diye yazılmaz, Tøfting yazacaksın. Bütün gün parşomeninin arkasına ayak topu kadrolarını yazıyorsun. Bunlarla ilgilendiğin kadar ilimle ilgilensen Kopenhag'ın yarısı senindi."

Çok ağladı Hamlet, eve dönerken faytonda. Babasına şikayet etti yine. "Yarın gitmeyeceğim" dedi okula.
Danimarka Kralı oğluna baktı ve seslendi gök gürültüsü tınısında. "Ey oğul" dedi, "sana üç öğüt vereceğim ki, bunları mutlaka dinle. "Bir, sakın en sevdiğin şarkının melodisini cep telefonu melodin yapma. Açmak istemediğin biri arar ve şarkıdan nefret edersin."

"İki" dedi yüzünü tahta dönüp, "Hangi hatun kişidir ki msn'de iletisinin sonuna ;) işareti koyar. O atarlı kızdır, oradan kaç oğul, çok tehlikelidir."

"Üç" dedi çocuğun başını okşayıp, "Hocalar kimseye takmaz, tabiî ki garba sürülme korkusu olanlar. Hocan iyi hocadır, Kristianna'yı fethederken bana çok yardımı dokunmuştur. Akıl hocalığı etmiştir."

"Şimdi git istersen, benim babam kral, istese hepinizi döver ama dövmüyor. İsveç kralını döver ama dövmüyor. Ama siz Kopenhag dükünü nah döversiniz. Sizi Kızılderili diyarlara sürer babam isterse" de. "Ama bu sana yaraşmaz oğul, hocanı anlamaya çalış, bir şans daha ver, züppe olma" dedi.

* * * 

O günlerde Vezir Jes Högh, Arab diyarından gelen bir cengaveri izlemişti Arena'da. Uche'ydi cengaverin adı. Bazı köle tacirlerinin Uşe, Uke, Uhe dediğini de duymuştu ama aslı Uçe diye okunurmuş diye öğrenmişti. Kimse geçit vermezmiş Uche, kolu bacağı kırılsa hiç umursamazmış derlerdi. Şimdi Gladyatör olmuştu, Uche fakat ne yüce bir savaşçıydı. Jes Högh "eğer burada olmasaydık, belki de başka bir diyarda olsaydık, ne bileyim belki de... Türüglerin diyarında, orada iyi bir ikili olurduk" diye düşündü.

Kral ile görüştü Högh, "sevgili Kralım" dedi, İsveç Kralı kuzeniniz III. Thomas Brolin sizi tahtınızdan etmek için suikastçileri yollar imiş, duyduk. İzin verin size bir cengaver getireyim Arab diyarlardan. Bu cengaver ki karşısına kim çıkarsa çıksın geçit vermez. Bizzat gördü bunu." Kral, Högh'e güvenirdi. Kabul etti. Çok geçmeden Högh ve Uche çok iyi ikili oldular ve kralı sayısız suikastten kurtardılar. Arab Uche "sör" ilan edildi, artık faytonlara ücretsiz binebilecekti.

Hamlet'in 18'inci yaş gününde, bir haber geldi. Amcası Claudius tahta geçmiş, babası ise ölmüştü. Amcası Claudius, töre gereği mal bölünmesin diye annesiyle evlenmişti. Bir taşla iki kuştu bu. Prens Hamlet tahta geçemiyor, hem de annesini eş alıyordu yeni kral. Hamlet öfkelenmişti, deliye dönmüştü. Dedi ki "Ey yıldızlar, ey ay! Ben ki yıllardır eğitim aldım. Kamil insan olmak için Bağcılar'da uzun süre takıldım. Gelin görün ki, artık ben kendimden taşar oldum. Fikirlerim ve hislerim bir nebatın kökleri gibi evrene taşıyor. Buna delirmek mi dediniz? Varsın öyle olsun! Öyle olsun o zaman ben delirdim! Ama kendi bilen bir deliyim ben!"

Hamlet artık planını uygulamaya koydu. Deliydi veya deliyi oynayacaktı, intikamını alacaktı. En yakın dostu Thor bir kervansarayın hanında ona babasından haber getirmişti. "Ey ölümlü ama yüce Prens Hamlet" dedi Thor, örgülü saçlarını savurarak, "babandan haber var" derler, "ben öldürüldüm, oğluma iletin, der imiş" bu Midgard sakini.

"Lakin bilirsin ki ben kısraklarımı yediklerinden beri Midgard'ın işlerine pek karışmam. Prensip olarak yani" dedi Thor üzgünce.

Hamlet "dur bakalım Thor, siz ki Midgard dersiniz, biz oraya Topkapı deriz. Ben bir piyes orta koyayım ve babamın öldürülüp öldürülmediğini anlayayım" dedi.
Thor anlamamıştı "Vatan Yahut Silistre"yi oynayın dedi. Güzel oyun.
"Hayır" dedi Hamlet, "babamın öldürülüşünü sahneleyeceğim ve amcamın yüzüne bakacağım. Korkarsa bu köpoğlu öldürmüştür babamı!"
"Deden hariç" dedi Thor.
"Evet, dedem hariç" dedi Hamlet de.

Thor ciddiliğini arttırdı. "Bu" dedi, "güzel fikir işte. Hancı bize şarap getir! Dansözler oynasın. Çalsın sazlar!"
O gece felekten bir gece çaldılar. Ama Hamlet'in içi kan ağlıyordu yine.

***

İsveç Kralı III. Brolin kızgındı.Yemek yediği masaya ciddi bir yumruk vurdu. "Ah şu Claudius" dedi. "Melun, zındık kâfir! Hemen de nasıl anlaşmaları bozdu. Krallığımızın kızlarına sarktılar, kahvelerimizi bastılar. Terör biter demiştik ama bitmiyor böyle. Askeri müdahale lâzım bunlara." Etini yerken sesledi "Dahlin, Andersson! Sizlere hep güvendim bilirsiniz, hücum planımızı kurun bakalım sizler! Limpar ve Thern beylere de haber salın, onlarsız cenk olmaz."

İsveç hazırlana dursun, Norveç Prensi "Bebek Suratlı Katil" lakaplı zalim Solskjaer de "ah şunlar birbirine düşse de, ülke benim olsa diye düşünüyordu. Danimarkalıları olduğu yere göndereceğim, Avrupa'nın bağrına dedi kendi kendine ve güldü şiddetle. "Ahahahahaha! Son dakikada bir şaşırtayım ki şunları ne olduklarını şaşırsınlar!" 

Claudius, Hamlet'e üzülüyordu aslında, içinden "şu deliye de bakın" diyordu, "yazık, sabinin babasını öldürdüm, anasını karım yaptım. Hâlâ bekçi çükü titreye titreye sarayda geziyor... Cariyeler çomakla dürtüyor bunu..."
"Neyse" dedi sonra "amca baba yarısıdır canım."

Hamlet oyunu sergiledi, kralın gözündeki yalanı gördü. Claudius ayağa kalktı ve orayı terk etti! Ani bir kararla  Uche ve Högh'ü zindana attırıp yerine Sırp Beyi Mirkovic ve German diyarından devşirme Paşa Mustapha Doganz'ı getirmiş, Hamlet'e ise ilişmemişti. Asıl mücadele şimdi başlıyordu.

-----------------------------------
|        DEVAM EDECEK....         |
-----------------------------------
Google Plus'ta paylaş
    Yorumlar

0 yorum: