Bir Avuç Dinamit

Bugün beş liraya güneşi sattım. Ayı ve yıldızları 3 liraya isteyen birine kiraya verdim: “Sahibinden kiralık!” Bakmıyorum artık hiçbirine. Karanlıktan bir ev tuttum, çok sayıda penceresi var. Hepsi de karanlığa bakıyor. Baktıkça bir şeyler görüyorum içinde. Kutsal duman kütleleri geliyor yanıma. Kül kokmuyor boşluk. Alev kokmuyor. Sadece… karanlık kokuyor. Evin bodrum katı daha da karanlık. Oraya bir atölye yaptım kendime. En eski ve habis sanatları çalışıyorum. İyi olmaya çalışma, yaratmaya meyletme, dürüstlük, erdemli olmaya çalışma gibi kara büyüler…

Bazen bu sanatları çalıştığımı duyan öfkeli kalabalık gelir ve ellerinde yabalarıyla ve meşaleleriyle kapıma dayanırlar. Onlarla savaşırım çoğu zaman. Anlatırım kara büyünün erdemini. Anlamazlar hiçbir zaman çünkü ben büyücüyüm, onlar ilüzyonist.

Bugünlerde biraz başım ağrıyor. Ağrıdığı anda bir yudum yokluk içiyorum. Var olan şeylerin aksine yok olan şeylerin baş ağrıttığını hiç görmedim. Paran yoksa derdin vardır. Başını para ağrıtmaz insanın, dert ağrıtır. Yokluk hemen etkisini gösteriyor çoğu zaman. Tavsiye ederim. Çok çekilmez olursa bir yudum isyanla kendimi vuruyorum.

“Buradan bir çıkış yolu olmalı demişti” Şarlatan Hırsıza bir Bob Dylan şarkısında… “Kafam çok karışık bir türlü rahat edemiyorum. İş adamları şarabımı içti, çiftçiler toprağımı sürdü. Hiçbiri ellerindekilerinin değerini bilmiyorlar.”

 Ben de o adam gibi düşünüyorum. Hayvanat bahçesindeki bir kutup ayısı gibiyim. Güneş suratıma suratıma vuruyor. Beyaz tüylerim kararıyor. Kaybediyorum belki de eski ben olmayı. Ama deniyorum Ringo. Kendim olmak için elimden geleni yapıyorum.

Google Plus'ta paylaş
    Yorumlar

0 yorum: