Sefil Zamanların Sahte Kahramanı


Kendisinin de ellerinin çocukken ara sıra birer balon gibi olduğunu hatırladı şimdi, aah, evet ("Böyle bir şey var mı yahu" demeyecek artık)... Dizler, kendi dizlerini kavrayan avuçlar... Hayır, saniyeler geçtikçe kabarıyor... Nihayet! Pişmiş ama soğuk tavuk budunu tuzlayarak yediğini aklına getirip kendini delirmekten, beynini çatlamaktan kurtarırdı o anlarda. Çok mu absürt geldi? Ona çok mu normal geliyordu sanki? Asıl şaşılması, incelenmesi, takdir edilmesi, sorgulanması, ayıplanması gereken şuydu: Bunu kimseye anlatmaz, hayatına devam ederdi eskisi gibi. Bunun sebebi de onu umursamaması değildi, bilakis ondan korkardı, aklını kaçırmış olabileceğine ihtimal vermese de umurunda olmadığını söyleyemezdiniz, ama öyleymiş gibi davranırdı. Çocukluk semptomu muydu bu peki, neydi tam olarak? Tam olarak olmasa da, ucundan kıyısından, neydi ulan bu? Hala döşeme taşlarının birleşim noktalarına ayağının ortasını denk getirerek yürümesi fazlasıyla avam bir psikoz, onunla pek övünemiyor. Diğeri başkaydı ama. Yine de düşman başına...

O gün evden çıktı önce, sonra (önce) soluna baktı hafifçe geriye yaslanarak, ondan sonra adımlarını atmaya başladığı anda sağına bakarak yürümeye devam etti. Her türlü yapmacıklıkla fingirdeşiyor, onların duygularıyla oynuyordu -ki ona göre duygularla oynamak ölümcül bir günahtı ve her türlü kötülüğe maruz kalmayı hak ederlerdi. Ama bunlar için vicdanı sızlamıyordu. Bir başka gün, kendisine bir daha geçmemesi gerektiğini telkin ettiği yoldan geçtiği için sinirlendi. Rutin her zaman mı boğucuydu sahi, yoksa hayatlarının ne kadar boktan olduğunu unutup bunu rutine mi yüklüyordu insanlar? Hayalini kurduğu o son derece basit hayatında her akşam evine neşeyle koşacağı zaman da rutin bu denli sıkacak mıydı onu? Böylesine sıkıcı bir hayatın rutini de sıkıcı olurdu elbet, heyecanları da.

Gergin ve sinirli bir görünüş... Bir üsse ihtiyacı hayati önem arz etti hep. Arz deyince, sahi her zaman çökmüşçesine mi yürürdü? Aynalara olan ihtiyacı o üsse olan ihtiyacından daha fazlaydı herhalde. Bir gün yatağına yattığında her zamankinden daha çok isteyerek kurdu hayallerini. Birkaç kez ara verdi hayal kurmaya, ama bu ancak onun hayal gücüne güç katacaktı. Birçok rolde oynardı ama oynamayı en sevdiği rol kamera rolüydü. Gözlem... ah ne güzel. Gel buraya ürkek kedi, bak bana sevimli bebek, benden haberin olmasın genç adam, doğallığından bir şey kaybetme ablacığım. Üs deyince... onu ben de unuttum bak.

Yerel ligdeki şampiyonluklardan sonra adını beynelmilel arenada duyurmaya başlamıştı ve takdir edersiniz ki tecrübe bu turnuvalarda her şeyden önce gelir. Ne var ki bazı büyük takımlara bilenmekten daha fazlasını yapamıyor. İç saha avantajını çok iyi kullanırdı; deplasman tecrübesi de kazanmaya başlamıştı gerçi. İç sahada oynamak bazen savaş sanatında meydana önceden gelmeye, savunmada olmaya benzer ve futbol savaşa, hayata benzediğinden daha çok benzer. Savunmaya geçmek hayat-memat mücadelesinde ayıplanmaz zira harp hiledir, futbolda farklı bir etiğin geçerli oluşu onun tamamen savaş olarak tanımlanamamasında en büyük etken bu yüzden. Yine de dar geçitlerde milyonlarca düşmanı telef edebilecek, sahte ricatlarla başlarını döndürebilecek, birkaç adamla en sağlam birliklerin göz açıp kapayıncaya kadar çözülmesine sebep olabilecek taktiklerin muadilleri futbolda da yok değildir.

Bazen minimalist bir bakışla görürdü dünyayı -ellerinin yaşattığı küçük psikoza benzer bir durum. Kate Bosworth de güzel kadındı hani. Öte yandan, ağlayan kadın, güzel olabilir ama güzel olduğundan çok daha tehlikelidir. Ve bazen gözlerden değil, kirpiklerden bahsetmek gerekir: tüm vebal kirpiklerde olabilir, gözlerin günahı yokken. Ve cümlelere "ve" ile başlamak hem cezbedicidir hem de bir haktır; martiniyi usulüyle içmeyi bilmeyen şoför yine de hak eder onu içmeyi (Gönlünüz ne kadar da geniş ekselansları!).

Çok mu yakın gördü kendine onu (O'ndan değil, başkasından bahsediyorum, yan karakterleri çok severim, bazen kilit rol oynarlar hikayede), birkaç dakika aynı telden çaldılar diye aynı pencereyi paylaştıklarını mı sandı? Yanlış düşüncelere kapılma genç dostum -herkesin "doğru" düşüncelerine de kapılma-, zira hayal kırıklığını her gün taze bir şekilde sunmayı pek iyi becerir o. Her türlü maddiyatı ışık hızıyla harcar da, bazen elindeki manevi serveti öyle gıdım gıdım dağıtır ki etrafa, neredeyse kötü bir adam olduğunu düşünü...

Yeter.
Google Plus'ta paylaş
    Yorumlar

1 yorum:

Kaan Kavuşan dedi ki...

Ellerine sağlık. Ellerin uyuşması veya şişmesi, fayansların çizgilerinin üstünden yürümek, gözün kamera olması, Kate Bosworth! ellerine sağlık yine.