Çarpışan Araba Pistindeki Adam


Çok küçüktüm, hayır değildim… Orta okula gidiyor olabilirdim, belki de… Sadece belki, bizim mahalledeki luna parka gitmiştim. Tam hatırlamıyorum aslında hangisi olduğunu. İşte her neresiyse, oraya gittiğimde gözüm dönmüştü, kudurmuştum, ağzımdan salyalar akıtarak, tozlu lunapark yollarını tozutarak, heyecanıma bire bin katarak koşuyordum.

Balerini sevmiştim, göt yememişti. Hem annem bir çocuk oradan düşmüş demişti. Gondolu sevmiştim. Annem yine aynı savunmayı yapmıştı. “Bir çocuk oradan düşmüş…” Argümanı tek ve sağlamdı. O gün yanımda annem yoktu ama düşen çocuk hikayeleri Avrupalıların "seni Türklere veririm" hikayeleri kadar korkunçtu. Binmedim onlara, binemedim. Bir iki maç langırt, boyumun zor yetiştiği boks torbasına bir vuruş ve çarpışan araba ile climax. Zirvede bırakma kafası.

Çarpışan arabanın zilleri çalınca, önümde kim varsa ezip geçtim. Hayvandım. Önüme gelen herkese çarpmak, pistteki herkesin amına komak istiyordum. Salih öğretmişti bu lafı. Kelime içinde kullanamasam da aklımdan geçen oydu muhakkak.


Ama bir adam sinirimi bozdu. Sürekli pistin kenarından, kimseye çarpmadan ilerlemeye devam ediyordu. Klasik seksenler tipi; kabarık ortadan ikiye ayrılmış saçlar, şişe dibi gözlük, naf naf yazan bir tişört, mavi kot pantolon, beyaz markasını bilmediğim, hatırlamak da istemediğim spor ayakkabılar…

Sürekli kenardan kenardan gidince, sinirimi zıplatmıştı. Çarpmak lazımdı, ezmek kafasını. Gittim çarptım. Adam yoluna devam etti, iki tur daha attı. O arada bir düzine adama daha çarptım. İşte önüme düşmüştü. Bir daha çarptım. Bir daha bir daha. 10 dakika içinde ne kadar çarpabiliyorsam… Adam ise arada bir gözlüklerini orta parmağıyla düzeltiyor, yukarı suratıma bakıyordu. Devam ediyordu, işini bozuyordum ama ne karşılık veriyordu, ne de çarpma diye uyarıyordu.

Tur bittikten sonra adam bana kızacak diye çok korktum. Hızlı adımlarla ilerledim ve kayboldum. Ama o adam hayatı anlamıştı şimdi bakınca. Herkes çarpışırken, o kenarından geçiriyordu. Çok büyük beklentileri yoktu, dünyanın en büyük atraksiyonlarına girişmesi gerekmiyordu. Onu mutsuz edecek şey, ona birinin çarpmasıydı bence ki ona bile bir şey demedi. Ben ise büyük beklentilerle gittiğim luna parktan sıkkınca çıktım. Çünkü hayatı anlamamıştım, o anlamıştı. Mutluluğun yolunun, mutsuzlukları en aza indirgemekten geçtiğini biliyordu. Çarpışan araba pistinde dahi bunun için çalışıyordu. Nasıl daha az darbe alacağına göre turunu şekillendirdi ve evine mutlu gitti. Ben ise eve geç geldiğim için kıçıma gelen şaplakla ödülümü aldım.
Google Plus'ta paylaş
    Yorumlar

0 yorum: