2001: Uzay Macerası


Bu filmin çok önemli bir yanı var her şeyden önce. Arthur C. Clarke gibi bilimkurgunun babasıyla, Stanley Kubrick gibi bir adamı bir araya getirmiş. İki büyük adam birlikte bu senaryoyu yazmışlar. Daha sonra Clarke, bu filmi kitaplaştırmış, üzerine seri çıkmış. Bu "film" hem izlenir, hem okunur yani.

Film 1968 yapımı. İzleyen herkesin görebileceği gibi, biz 2000'li yılların başında dahi böyle güzel bir uzay tasarlayamazdık. Burada elbette ki teknolojinin yardımı yadsınamaz, bizim bundaki geriliğimiz de. Ama asıl şeytan, özenli ve düzenli set tasarımında. Filmde kullanılan mekik tasarımların, koltuk arkası monitörlerin falan sonra aynen taklit edildiğine dikkat edin. Öngörü sahibi bir tasarımı vardır.

Film dört başlıkta bir tema oluşturuyor.

İNSANLARIN ŞAFAĞI
Müthiş klasik müzikler eşliğinde, önce "İnsanlar'ın Şafağı"nı görüyoruz. Maymunsu bir kabile, genel özellikleri; ilkel, vahşi ve barbar oluşları. Daha sonra  vahşi hayattan kopmaları için "Monolit" ortaya çıkıyor. Kontrolü, gücü, avlanmayı ve alet kullanmayı öğreniyorlar.

a) Monolit herhangi bir dış müdahildir. Monolitin gelmesiyle evrim arasındaki paralellikleri düşünün. İlk görünüşünde medeniyet doğdu, ikinci görünüşünde makineler akıl kazandı. Monoloit dış müdahildir tanımı herkesi tatmin etmez elbette. O zaman olasılıkları ortaya koyalım;
b) Monolit tanrıdır. Monolit'in etkileyici gücü, içindeki potansiyeli açığa çıkarma yoluyla evrim yolunu açması, elbette ki ona tanrısal bir özellik atfettirir.
c) Monolit uzaylıdır. Belki de medeniyetimizi kurmamıza uzaylılar yardım etti. Buradaki düşüncede şunu da belirtmek gerek. Eğer Tanrı mükemmelse, mükemmel bir şey yaratır. Bizim gibi son derece kusurlu bir şey değil. Aynı kusurlu yaratımı insan, makineyi yaratırken de yansıtmıştı. Dolayısıyla monolitin uzaylı olduğu fikri, en büyük olasılık.
d) Monolit tanrının gönderdiği bir araçtır; çünkü biri tarafından kontrol ediliyormuş havası veriyor.

Sonra  primatlardan (maymunsular) biri kemikten silah yapılıyor. Mülkiyet ve sahip olma içgüdüsünü elde ederken, zorla su yatağını ele geçiriyor. Monolit kayboluyor.

a) Yaratım yeteneği kötüye kullanıldığı için ceza olarak.
b) Primatları evrimleştirerek amacına ulaştığı için.
c) Tanrısal müdahale ile daha fazla bilgi vermemek için.

Kemik havaya atılıyor ve başka bir alet olan uzay mekiğine dönüşüyor. İnsanların şafağı bitiyor, sabah oldu.


2001: UZAY MACERASI
Hemen ardından bir uzay üssüne gelmekte olan bilim adamımızı görüyoruz. Mekikler kalkıp iniyor. İstikamet: ay. Uzay gemileri sürükleniyor, yerçekimsiz tuvalet kullanma talimatı kapılarda asılı, yer çekimi sebebiyle sıvı içecekler pipetle tüketiliyor, adımlar üçte bir yavaşlığında.

a) Dünya'da gelişsek de uzayda bir bebeğiz.
b) Kontrole alışkın olsak da kontrol bizde değil.

Bilim adamımız bir grup enternasyonal bilim adamıyla karşılaştığında, ay üssündeki salgından bahsediyorlar. Elbette ki salgın yok, bu monolitin keşfinden başka bir şey değil. Monolit aynı yüzeyinden derine yıllar önce kasten gömülmüş ve bu saklanıyor. Mololit;

a) Evrimin bir sonraki aşamasını gerçekleştirmek için yerleştirilmiş.
b) İnsanların gelişmini gözlemek için yerleştirilmiş.

İnsanlar monolitin baş ucuna gidiyorlar ve ona dokunuyorlar. Sonra ise tam fotoğraf makinesi kullanırken ve kulakları sağır eden bir çınlama çıkıyor. Hepsi acı içinde kıvranıyorlar.

a) Çünkü fotoğraf makinesi ile temsil edilen şeytani yaratımları onların sonunu getirmeye çalışacak.
b) Çünkü insan gibi makineleri yaratarak kendi varlıklarını anlamsızlaştırdılar.
c) Çünkü çınlama manyetik bir fırtınaydı ve Tanrı'nın gazabıydı.
d) Çünkü çınlama sadece manyetik bir fırtınaydı.
e) Çünkü insan, primatın aksine monolitten korkmadı, kibirliydi.

Bunun ardından, insanların günü bitiyor.


JÜPİTER GÖREVİ
Artık gece. Olaydan 18 ay sonra çok gelişmiş bir bilgisayar olan HAL-9000 ile birlikte Discovery-1 mürettebatı Jüpiter yolculuğunda. Jüpiter'e giderken derin uykuda olan mürettebatın bir kısmı etkisiz. İki kişi ise işleri yürütüyor. Bu bölüm filmin en uzun bölümü.

HAL kendine verilen verilerdeki çatışma nedeniyle bir yorum yapmak zorunda kalıyor ve büyük bir hata yapıyor. Ardından hatasını örtbas etmeye çalışıyor. Çünkü;

a) Makinler girilen veri kadar bilgilidirler.
b) Dünyada o kadar çok birbiriyle çakışan veri vardır ki, makineler bir insan mantığıyla neyin doğru olduğunu asla ayırt edemezler.
c) İnsan kusurludur ve kusurlu şeyler yapar. Kusurlu bir varlığın kendinden üstün bir yaratım yapması olasılıksızdır.
d) İnsan makineye zekâ verirse, makine makine olmaktan çıkar ve bir kişi olur. Kişiler ise hata yapar.
e) İnsan kendini mükemmelleştirmeye çalışmak yerine, bunu onun yerine başkasının yapmasını istemiş ve özgürlüğünden vazgeçmiştir. Monolitin verdiği özgürlüğü iade etmeye meyillidir. HAL'ın kusru bunun bir yansımasıdır.
f) İnsanı evrimleştiren monolit, HAL'ı dolayısıyla makineyi evrimleştirmiştir.
g) Tanrı veya monolit HAL'a hata yaptırarak, insanın makinenin kölesi olmasını engellemiştir.
h) Tanrı veya monolit HAL'a hata yaptırarak, insanı cezalandırmıştır.

Bunun üzerinden mürettebat HAL ile bir kedi fare oyununa başlıyor. HAL-9000 filmin kötü adamı resmen. O artık yeni bir yaratım. Fakat HAL'ın bir beyin olması durumu işleri iyice zorlaştırıyor. HAL düşünüyor, kibirleniyor, gururlanıyor. Fakat bunlar bir düşüncenin yansıması hep. HAL görevi gerçekleştirmek için bir şeyler düşünüyor. Birçok kamera ile insan ortaklarını izliyor, onların zayıflıklarını ve görev için oluşturdukları riskleri düşünüyor. Onlardan üstün olduğuna inanıyor. Satrançta rakibini yeniyor. Bunun sonucunda yaptığı hata fark edilince, inkar ediyor. Kendi varlığını sürdürmek, ama görevlerini de yapmak bilincinde. Ölümden her "canlı" gibi o da korkuyor. Hatta son bulurken yalvarıyor. Hal bir tornavida darbesiyle ölüyor.

a) Aletler basitleştikçe işlevi artar.
b) Aletler basitleştikçe insanın özgürlüğü artar.
c) Aletler karmaşıklaştıkça alet olmaktan çıkarlar. Belki de kavga eder, nefret eder, kişisel husumetlere düşer ve savaşırlar.


SONSUZLUK VE ÖTESİ
Son bölümde ise zaman ve ötesine geçiyoruz. HAL'ı "öldürüp" elinden kurtulan Kaptan Dave, kaçış mekiğine atlıyor ve boyutlar arası bir seyahate çıkıyor. Tabi biz bu seyahetin birkaç saniye öncesinde, yukarıdan geçen monoliti görüyoruz. Dave onun içinden geçip, uzay/zamandan bağımsız oluyor. Garip imgeler, şekiller ve saykodelik görüleri izliyoruz. Önce dikey ışıklar akıyor, sonra Dave olayı anlamaya başlıyor ve boyut yatay akışa geçiyor. Yatay akışın ardından bir patlama oluyor, bu bilinç patlaması olarak okunabilir. Daha sonra patlama yayılıyor. Daha sonra Dave Bowman'ın gözünün rengi değişiyor, yer yüzlerinin rengi de. Dünyayı yeni bir gözle görüyor Dave.

Bunların ardından Dave kendini bir odada buluyor. Garip bir oda.  Bu odayı zaman ötesi bir yer olarak düşünün. Üç zaman da var, dolayısıyla dördüncü bir boyut oluşuyor, tüm zamanların iç içe geçtiği bir zamansız yer. Odayı evrimin geliştiği yer veya ana rahminin ta kendisi olarak algıyabilirsiniz. Zira Dave buraya gelmeden önce girdiği solucan deliğinde, sperm şeklini andıran uzay gemisiyle iz bıraka bıraka ilerlemekteydi.

a) Oda tertemiz, yaratıcı ve saf bir mekan. (Her yer bembeyaz)
b) Oda zamandan/mekandan bağımsız bir yer; öte zaman. (Aynı anda başka yerlerdeydi Dave)
c) Oda insana hatalarını anlatan bir yer. (Kaptan tüm zamanı gördü)
d) Oda insanın monolite ihtiyacını vurgulayan bir yer. (Monolit görünmeden ölememişti Dave)

Yemek yiyen yaşlı bir adam var, yaşlı adam kendisi. Elindeki şarap kadehini düşürüyor. Şarap kabından özgürlüğe akıyor. Şarabın Hristiyan mitinde kanla özdeş olduğunu düşünürsek, kadeh de bedendi şüphesiz. İnsan özgür kalmak üzere.

a) İnsan bedeninden kurtuluyor. (Simgesel anlatım, bardağın kırılışı)
b) İnsan yine hata yapıyor. (Bardak kırıldı)
c) İnsan sonsuza dek hata yapacak. (Zaman/mekanın ötesinde bir yerdeyiz)

Baktığında gençliğini yok olmuş buluyor. Yaşlı adam hasta yatağındaki daha yaşlı adama bakıyor, ihtiyarlığı da yok oluyor. Ölüm vakti gelmiş, karşısında ise monolit duruyor. Odada ölümüyle yüzleşti Kaptan Dave. Bu çekmesi gereken bir çileydi belki de. Monolite uzanıyor ve bir cenin şeklini alıyor. Bedensiz yolculuğu başlıyor.

a) Evrimin bir sonraki halkası gerçekleşti. Bedenlere ihtiyaç yok.
b) İnsan hata yaptı ve reenkarne oldu.
c) İnsan artık yeterince çile çekti ve cennete kabul ediliyor.
d) İnsan sonsuzluğa karışıyor.

İnsanın içindeki bir nokta her zaman monolitini arıyor. Önce primat maymunumsular, sonra aydaki homo sapiensler. Monolitin ilk gelişi gelişim, ikinci gelişi felaket, üçüncüsü yaratıcı yıkım getiriyor.

a) İnsanlıkla hayvanlık arasında bir denge olmalı. Fazla hayvanlarken gelişim, fazla insanlarken felaket oldu.
b) Monolit hep güneş ve hilalle birlikte geliyor. Doğa-insan dengesi korunmak zorunda. Fazla teknoloji bunu bitirir.
c) Her yıkımın küllerinden bir yaratım doğar. Madde yanar ve yeni bir şey yaratılmış olur; kül. İnsan da ölür ve daha başka bir şeye dönüşür.
d) Yıkım olsa da öz hiç kaybolmaz.

Şunu söylemek lazım ki, Clarke öncelikle bu filmin senaryosunu yazdı, senaryoyu daha sonra genişleterek kitaba çevirdi. Dolayısıyla farklı okumalara açık bir yapıt her zaman 2001. O yüzden kitapta okumuştum böyle değilmiş soruları, film için geçerli olmayabiliyor.

Notlar:
-Film çekildiğinde insanlar uzaya çıkmamıştı.
-Film çekildiğinde insanlar hiç yapay da olsa, uzayın dışından dünyayı görme şansı bulmamıştı.
-Uzay, mekik ve mekan tasarımlarıyla bariz öncüdür.
-Filmin açılışında çalan "Böyle Buyurdu Zerdüşt", Strauss'un Nietzsche'nin aynı adlı eserinden esinlenerek isimlendirilmiştir. Peki Nietzsche hangi kavramı ortaya koymuştu bu eserde? -Üstün insan.
-Filmdeki roketler ses çıkarmaz. Çünkü ses havanın varlığıyla oluşur ve uzayda hava yoktur.
-Neil Armstrong aya çıktığında siyah monolit var mı diye tereddüt ettiğini söylemişti.
-Filmin açılışında karanlık sahne ve opera müziği var. Opera müziği sadece monolitin göründüğü sahnelerdeki müzikle aynı. Yani kısacası siyah ekrana değil, monolitin yüzeyine bakıyorsunuz, filmin başındaki bir dakikalık karanlık ekranda.
-Ve bunu söyleyene deli diyen çok olur ama, monolitin ebatları sinema ekranı boyutunda, artı astronotların dizildiği yer ve çalan siren, geceleri TRT'de gördüğümüz o barlardan oluşan görüntüyü hatırlatıyor. (Ben de bir yerde okudum.)
-HAL'ı oluşturan harfleri bir harf ileriye alın: IBM. (MHP'nin 40. yılı değil)

Son Söz:
Bu film size cevaplar vaat etmmiyor. Yukarıda gördüğünüz üzere Kubrick soru soruyor, cevaplamıyor. Clarke biraz daha açıklayıcı. Hatta Clarke, bir röportajda filmin sonunu anlamadım demişti. Ama hayatın geneli cevaplardan çok sorular üzerine kurulu değil mi?... Gördüğünüz gibi sorulara verilecek cevaplar birbirinin tam tersi bile olabilir. O yüzden büyük film 2001. Bazı aletler olmasa da, bazı eserler yaratıcısından büyük olabilir böyle işte.

Ve bir keresinde bir arkadaşım, bir filme yazdığım kritkteki konuyla ilgili olarak, "filmde böyle bir ipucu yok ki" demişti. Yukarıdakilerin bir kısmını bu şekilde eleyebilirsiniz ama olmadığına dair bir ipucu da yok. Film yazısı yazarken yapmak zorunda olunan bir şey de beyinlere girip, insanların sakladıkları fikirleri kazmak ve olasılıkları yazmak sonuçta. Bu soruların hepsi bu film. Bu sorulara verilecek cevaplar ise bu filmin ancak bir kısmı olabilir:
"Bu film hakkında sonsuz sayıda spekülasyon yapmakta serbestsiniz." -Stanley Kubrick

  • Orjinal adı: 2001: A Space Odyssey
  • Türkçe adı: 2001: Uzay Macerası
  • Yönetmen: Stanley Kubrick
  • Yapım yılı: 1968
  • Oyuncular: Keir Dullea (Dave Bowman), Gary Lockwood (Frank Poole), William Sylvester (Dr. Heywood R. Floyd),  Leonard Lossiter (Dr. Andrei Smyslov),  Douglas Rain (HAL-9000)
  • Tür: Bilimkurgu
  • Yapım: ABD
  • Dil: İngilizce
  • Kişisel puan: 5 (yıldızlı)
Google Plus'ta paylaş
    Yorumlar

2 yorum:

Hiç kimse dedi ki...

Hocam sayende filmi torrent'ten tekrar indirdim ve iki kez daha izledim. Kalemine sağlık!

Kaan Kavuşan dedi ki...

ben de 720p indirip bir daha izlemiştim yazmadan önce. bambaşka geldi gözüme, net net :)