Les Lyonnais


Ne zaman sinemaya gitsem (ki bu haftada en azından 1 gün) ilk önce filmlerin hangi ülke kaynaklı olduğuna bakıyorum. O an sinemada 82 dalda Oscar almış Hollywood yapımı 2 saatlik bir eğlence de olabilir ama Avrupa menşeili bir film varsa ve en azından ümit vaad ediyorsa paramı o filme vermeyi tercih eden biriyim. 

Çünkü, diğer bütün dünya sinemaları Hollywood'a göre biraz daha gerçek. Bunu da anlayışla karşılayabiliyorum. Ana, baba öz abim 2 saatlik boş eğlenceleri daha fazla tercih eden biri. Kafa boşaltmaya gidiyorsan zaten, öyle filmler izle, boşver. Fakat, Les Lyonnais kafa boşaltacağın bir film değil. Salondan çıktığın zaman daha dolu olacağın bir film olacak muhtemelen. 

Cin Ali ve Ayşegül sonrası ilk olarak eline Sefiller'i almış birinden Natüralizm ve/veya Realizm'e ilgi duymasını beklemezsiniz muhtemelen. Fakat, bende öyle olmadı, Steinbeck sağolsun. Bu filmde biraz öyle. Oldukça basit bir konuyu ve soruyu oldukça basit bir şekilde çözümlüyor ama tek bir farkla. Öyküsü gerçek bir yaşam öyküsüne dayanan bu film, oyunculuklar açısından orgazm yaşatıyor. Bu konuya dayanan zilyon tane Amerikan romantik komedisi bulabilirsin ama bu kadar "gerçek" anlatılmamıştır. Blair Witch Project, Paranormal Activity gibi buluntu film olaylarında benzerini beklersiniz ama bunda gerçekten olaylar yaşanırken birisi kaydetmiş durumu var. 

Ve aslında bütün gangster olaylarına rağmen film aksiyon değil dram. Sahi Gérard Lavin değil de Al Pacino oynasaydı Momon Vidal'i (sadece isim olarak, performans değil) bugün Bakırköy Capacity'deki salonda sadece 2 kişi olur muydu?*

*Ben ve benimle gelen arkadaşım


Google Plus'ta paylaş
    Yorumlar

0 yorum: