Yazarların başucu kitapları hangileri?

Çeşitli gazete ve dergilerde röportajlar yapan Çağlar Kaya’nın özgeçmişi hayli hareketli. Radikal Gazetesi’ndeki yazılarının dışında küratörlük ve uluslararası fuarlarda direktörlük yapmış, kendine ait fotoğraf ve videoları sanatseverlerle buluşturmuş. Bu defa www.basucukitabi.com adresinde yaptığı kolektif çalışmayla karşımızda. Kaya, çalışmasında edebiyat, müzik ve sinema dünyasından çeşitli insanlara ulaşmış ve onlara mesleklerine göre başuçlarında tuttukları kitap, film ve albümleri sormuş…

“Bu çalışmayı yapmamın sebebi merak” diyor, Çağlar Kaya; “Yazar ve sanatçıların kendi alanları içinde aidiyet kurduğu, onları besleyen ve etkileyen şeyleri hep merak etmişimdir. Proje bu merak içgüdüsüyle başladı.”

Kaya, gazete ve dergiler adına yaptığı bazı röportajlarda fazladan bir soru sorarak oluşturmuş kendi projesini. Başucu eserlerini sormuş, çeşitli cevaplar almış. Proje başlarda sadece edebiyat üzerine kurgulanmış olsa da sonra işin içine müzik ve sinema da girmiş.

“Projenin genişlemesi konusunda öneriler sürüyor” diyor Çağlar Kaya. Daha çok kişiye ulaşması için maddi hedefler gözetilmeden üretilen bu proje, belki de ilerleyen günlerde basılı hâle gelebilir…

Peki, hangi yazar ve şair hangi kitabı başucuna koymuş, bir göz atalım isterseniz… (Sinema ve müzik alanında kim neleri başucuna almış merak ediyorsanız, www.basucukitabı.com adresinden okuyabilirsiniz. Adreste başka yazarların başucu kitaplarına ulaşmak da mümkün).
ANTİ-KAHRAMANLARDAN ETKİLENİYORUM
Hakan Bıçakçı/Yazar


Benim başucu kitaplarım, dönüp dönüp yeni baştan okuduğum, sayfalarını tekrar tekrar çevirdiğim eserler değil. Bir kere okuduktan sonra kafama fena halde takılan; zihnimde sürekli olarak baştan sona, sondan başa akan veya ortasından bir yerden aniden başlayan kitaplar.

Başımın ucunda durmaktan ziyade içinde sıkışıp kalmış, zevkten çok ıstırap aşılayan, cevap vermekten çok soru soran şeyler yani… Bu eserlerin bende iz bırakmalarını sağlayan özelliklerini kolayca deşifre edemiyorum. Zaten büyük ihtimalle tam da bu nedenle bu kadar çok etkilenmiş bulunuyorum onlardan.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ ve ‘Huzur’, Franz Kafka’nın ‘Dava’, ‘Şato’ ve ‘Dönüşüm’, Oscar Wilde’ın ‘Dorian Gray’in Portresi’, Jean Paul Sartre’ın ‘Bulantı’, Albert Camus’un ‘Yabancı’, Dostoyevski’nin ‘Yer Altından Notlar’, Stefan Zweik’ın ‘Acımak’, Elias Canetti’nin ‘Körleşme’ kitapları bu durumun en hazin örnekleridir.

Kahramanlardan çok anti-kahramanlardan etkileniyorum sanırım. Kendimi yerine koymaktan korkacağım, denesem bile bunu tam olarak başaramayacağım karakterler daha çok etkiliyor beni. Yani birlikte renkli ve engin maceralara yelken açmaktansa, birlikte karanlık ve havasız kuyulara düşeceğim, bataklıklara gömüleceğim karakterlerden bahsediyorum.

Bu karakterlerin arasında bende en çok iz bırakanlar Gregor Samsa, Josef K, ve K başta olmak üzere Kafka’nın anti-kahramanlarıdır sanırım. Onların çelişkilerini, yabancılıklarını, korkularını yıllardır bir enkaz gibi içinde taşıyorum çünkü. Körleşme’nin (Canetti) anti-kahramanı Profesör Kien de hastalıklı zihniyle içimde uzunca bir süre misafir olmuştu. Oğuz Atay’ın ve Peyami Safa’nın yarattığı karakterler de beni derinden etkilemiştir.


HECELEYEREK OKUDUĞUM İLK KİTAP
Mine Söğüt/Yazar

Başucu kitaplarım hep değişir, beni etkileyen kahramanları da… Sayıları aslında hiç az değil o yüzden içlerinden birini seçmek çok zor. Ama bir çocuk kitabı var ki onun yeri bambaşka: ‘Küçük Kara Balık’. Bu kitap 7 yaşımdayken kendi başıma heceleyerek okuduğum ilk kitap. Behrengi’nin yazdığı olağanüstü bir masal kitabı.

Doğduğu küçük ve güvenli suları ‘dışarıda neler olduğunu’ görmek için terk eden ve sonunda başkalarının hayatını kurtarmak için kendi hayatını feda eden küçük devrimci bir balığın öyküsünü anlatan bu masal kitabında beni etkileyen, masalın ana kahramanı Küçük Kara Balık’tan ziyade, kitabın sonunda Küçük Kara Balık’ın öyküsünü anlatan yaşlı balık ninenin torunları arasındaki Küçük Kırmızı Balık’tır.

Binlerce torun balık aynı masalı dinler ve sonra birbirlerine iyi geceler dileyip uykuya dalarlar ama içlerinden bir tek Küçük Kırmızı Balık’ın gözüne uyku girmez, sabaha kadar denizi ve uzakları düşünür. Çok küçük yaşta okumaya başladığım ve hâlâ ara ara açıp yeniden okuduğum Behrengi’nin bu masalı değerlerimi belirleyişimi hayatımın başlarında çok etkiledi. O yüzden Küçük Kara Balık hep başucu kitabım. Ve Küçük Kırmızı Balık’ da en kıymetli kahramanım.


YAZMAYA 'HÜRRİYETİN YOLLARI'NI OKUYUNCA KARAR VERDİM
Barış Müstecaplıoğlu/Yazar

Ursula K. Leguin’in ‘Yerdeniz’ serisi fantastik romanların derin anlamlar içerebileceğini göstererek beni bu alanda yazmaya sevk ettiği için başucu kitaplarımdır diyebilirim. Jean Paul Sartre’ın ‘Hürriyetin Yolları’ üçlemesi de bana insanı anlamak yolunda romanın gücünü hissettiren ve roman yazma isteği veren ilk kitaplardandır.
Yerdeniz kitaplarının kahramanları özellikle de kendi benliğini arayan ve kendi kötülüğünü yenebildiği zaman gerçek kimliğine kavuşan Yerdeniz Büyücüsü ‘Ged’ benim için özeldir.



‘MOLDOROR’UN ŞARKILARI’ SANKİ İÇİMDE ÇALIYOR
Sema Kaygusuz/Yazar


Lautreamont / ‘Maldoror’un Şarkıları’... Onun yabani sesini seviyorum ben. Sözcükleri tarihsel evcilliğinden soyup başka bir şeye dönüştürmesini… Hayvanlaşmaya yeltenmeden çıkardığı yabansı böğürtüler, kükreyişler, dokunaklı sızlanmalar, sözcüğün ses başlangıcına götürüyor beni. Onu işiten kimse yokmuşçasına harfleri kâğıda düşürürken, sözcüklerin gölgesini küçük kara lekeler halinde kâğıda serpiştirmeye başlıyor. Örümcekten söz ettiğinde diyelim, hepimizden önce örümceği görmüş olan o ilk kişinin saflığıyla diziyor sözcükleri. Her cümlesi yeryuvarlağından esinlendiği birer vahiy, hepsi birer ışık dizinimi.

Kendi zamanından kopuk biri değil ama. Nefret ettiği şairler, beğenmediği ideologlar, şefkatine minnet duyduğu dostları var. Ne tırnaklı öfkesini sakınıyor yazarken ne de çocuksu afallamasını. Bir yanıyla delirip öbür yanıyla kendini seyreden estetlerden biri olarak anmak Lautreamont’a haksızlık olur. Çünkü onun Maldoror’u, kendi mağarasında kıvranan birinin yaşadığı sanrının ta kendisi… Sanki Maldoror şarkılarını bir tek bana söylüyor da işitilmez olanın müziğini duyduğumu sanıyorum. Böylece onu kendi içimde bir varlık olarak taşıyorum karnımda.

Dürüstlüğüne gelince, onunki uygarlıktan edinilmiş olanın çok ötesinde, açlığını kükreyerek duyuran aslanınkine benziyor. Lautreamont sürekli gerçeği söylüyor.
Kahramanımsa Virginia Woolf’un ‘Ms. Dalloway’i.


ZERDÜŞT ‘TERSTEN’ DE OKUNMALI
Altay Öktem/Şair

Nietzsche’nin ‘Zerdüşt’ü, kendimi bildim bileli başucu kitabımdır. Bir çeşit kutsal kitaptır benim için. Yaşamı, insanı ve hayatta karşılaşabileceğimiz istisnasız her şeyi anlayabilmek için önemli bir kılavuzdur bu kitap. ‘Zerdüşt’ sadece düzden değil, tersten de okunabilen bir kitap. Kimi konularda Nietzsche’nin söylediğini iyi özümseyip, tersini çevirerek doğruyu buluruz. Zerdüşt’ü yanımdan ayırmıyorum.

‘Mr. Mersault’… Kahramanım! Albert Camus’nun ‘Yabancı’sı, dünya edebiyatına böyle bir kahraman armağan ettiği için iki kat önemli bir kitaptır benim için. Yalnızca 20. yüzyılda değil, bu yüzyılda ve gelecek yüzyıllarda yaşadığımız ve yaşayacağımız yabancılaşmanın habercisi olan müthiş bir kahramandır Mr. Mersault.

KAHRAMANLARI DEĞİL, YAZARLARI SEVERİM
Ayfer Tunç/Yazar

Bazı kitapları ‘anahtar kitap’ oldukları için başucumda tutarım: Tanpınar’ın ‘Yaşadığım Gibi’si, Theodor W. Adorno’nun ‘Minima Moralia’sı, Cioran’ın ‘Çürümenin Kitabı’ gibi. Bunlar bazen tekrar geri gelmek üzere raflarına döner, yerlerini örneğin Max Frisch’in ‘Günlükler’i, Milan Kundera’nın ‘Saptırılmış Vasiyetler’i, Walter Benjamin’in ‘Pasajlar’ı veya John Fowles’un ‘Zaman Tüneli’ gibi başka anahtar kitaplar alır. Onlara anahtar kitap derim, çünkü tıkanmış bir soluk borusunun havayla dolması gibi kilitlenmiş bir düşünceyi açarlar, kimi zaman da açtıkları bir kapıyla, yeni bir düşünce âlemine geçmemi sağlarlar.

Bir de ‘dalga kitap’ dediklerim vardır ki, hemen her gün poetik bir âlemde, bir tür ruhsal yolculuk yapmamı sağlar. Kuşkusuz şiir kitaplarıdır bunlar, dönem dönem yerlerini eski ama özlenmiş veya yeni olanlara bırakır. Bir süre Behçet Necatigil’in toplu şiirleri, bazen Oktay Rifat’ınkiler, Cemal Süreya’nın dizeleri, sıklıkla da Gülten Akın şiirleri başucumda durur.

Ama elime geçtiği ilk günden beri bana eşlik eden başucu kitabım, Edip Cansever’dir. Eskiden Cem Yayınları baskısı ‘Yeniden’ ve Ada Yayınları baskısı ‘Bezik Oynayan Kadınlar’dı bunlar. Edip Cansever’in şiirleri YKY tarafından toplu olarak yayımlanınca, lime lime olmuş, ciltlerinden ayrılmış bu iki kitabın yerini ‘Sonrası Kalır I-II’ aldı.
Ben kitapların kahramanlarıyla değil kendileriyle, hatta kitaplarla da değil, yazarlarıyla arkadaşlık kurarım. Okuduğum kitaplardan bende kalan, kahramanlar değil, yazarın yarattığı ve içinde kaybolduğum ‘o tarifsiz şey’dir. Kitap, sahip olduğu bu tarifsiz şey nedeniyle zihnime çengel atmıştır, zihnime kaynar, bir daha da kopmaz.

Max Frisch’in ‘Stiller’ romanındaki Stiller ve Julika; Oğuz Atay’ın bence Türk edebiyatının gelmiş geçmiş en iyi öyküsü olan ‘Demiryolu Hikâyecileri-Bir Rüya’ adlı öyküsündeki anlatıcı yazar; Sait Faik’in ‘Havada Bulut’ öykülerindeki yarı kendi-yarı anlatıcı olan karakteri…

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Huzur’undaki Nuran’ın durumu da tuhaftır benim için. Bir türlü baştan ayağa sevmemişimdir Nuran’ı ama zihnime attığı çengelden de kurtulamamışımdır.

Kaan KAVUŞAN
kaan.kavusan@aksam.com.tr
Google Plus'ta paylaş
    Yorumlar

0 yorum: