Hak Ettiği Değeri Görmemiş 5 Woody Allen Filmi

(Yazar kadromuz kalabalık olduğu gibi, bazen de başka feyzli arkadaşlarımızdan yazılar paylaşacağız. Bu kez Alp'ten Woody Allen hakkında bir yazı var. Buyrunuz.)



Aslında hak ettiği değeri görmemek, çok doğru bir ifade değil. Underrated olarak koymak istemedim başlığı, ki normalde bu tip İngilizce kavramlara bir gıcığım da yoktur. Sıklıkla kullanırım. Ama konu Woody Allen olunca, tamamen subjektif bir damardan ötedir, bir hak etme, hakkı görme algısı hasıl oluyor bende.

Bu laf kalabağından sonra asıl mevzuya geçebiliriz. Midnight in Paris'in başta ABD olmak üzere dünya çapında yaşadığı beklenmedik gişe başarısının ardından, Woody Allen tekrar konuşulur oldu. Her ne kadar yönetmenin kendisi bu duruma pek anlam veremiyor olsa da. Zira Allen, 2011 yapımı filminin çok sevilmesini "Midnight in Paris neden böyle bir başarıya ulaştı bilmiyorum. Ben her filmime aynı eforu koyuyorum. Kimisi iyi sonuçlar veriyor, kimisi vermiyor. Bir nedenden ötürü insanlar Midnight in Paris'i çok sevdiler. Kim bilir neden?" şeklinde anlatıyor.

Bugüne dek, 5 adet Woody Allen filmi izlemişseniz ve hele ki bu filmler tür olarak birbirinden nispeten farklı olan (diyelim ki, Annie Hall, The Purple Rose of Cairo, Hannah and Her Sisters, Crimes and Misdemeanors ve Bullets Over Broadway) yapımlar ise, izleyeceğiniz 6. filmden 'farklı' bir şeyler beklememelisiniz. Eğer bekleyecekseniz, doğru adreste değilsiniz. Kendinize başka bir yönetmen bulun.

Woody Allen sinemasının beslendiği temalar sabittir ve bir döngünün içerisinde ilerler. Eğer beklentiniz, 'sürekli farklılık' ise, Crimes and Misdemeanors'u izledikten sonra Match Point'e denk gelecek ve iki filmin nasıl da birbirinin aynısı olduğunu geveleyeceksiniz ki, Cassandra's Dream'i saymıyorum bile. Ya da, Hannah and Her Sisters ile Crimes and Misdemenors arasında benzerlikler bulacak, bu sefer ona saldıracaksınız. 90'lar ve sonrasındaki hiçbir Woody Allen eseri sizi tatmin etmeyecek.

Woody Allen sizlere orjinaliteyi değil, sadeliği ve basitliği sunar. Onun sinemasını eşsiz kılan, ortalama bireyleri esir alan aşk, ölüm, seks, ihanet, yalan, acı gibi temel temaların karmaşık yapısını büyük bir duruluk içerisinde sunabilmesidir. Tarih, tekerrür ve trajedi üçlüsü üzerinden ele aldığımızda Woody Allen sineması, nispeten marksisttir bile.

Hayranı olduğum sinema insanına dair genel bir ahkam fırtınası yaratmak amacında değilim, o nedenle arkası gelmeden sadede geçmek istiyorum. Hak etmek tabiri, söylediğim gibi, ağır da olsa, birçok Woody Allen filmi (yönetmene ve yapımcısına elle tutulur kâr getiren tek filmin Midnight in Paris olduğunu düşünürsek) için tartışılır bir hususu oluşturuyor.

'Bizim Klarnetçi', Annie Hall'ün başarısına değinirken, tıpkı Midnight in Paris'te olduğu gibi benzer ifadeler kullanıyor örneğin: "Anlaşılmaz bazı nedenlerden ötürü seyirci, belli filmleri çok benimsiyor. Yıllar önce Annie Hall diye bir film yaptım. Özellikle ABD seyircisi bu filme bayıldı. Tek kelimeyle bayıldılar. Ben Annie Hall'den çok daha iyi filmler yaptım ama onlar bu kadar ilgi görmediler. Ama bir 'ekstra' etmen ki bu etmeni ben koymadım, filmin içine giriyor ve bu tamamen şans eseri oluşuyor. O ekstra etmen sayesinde, bazı filmler diğerlerinden üstün bir statüye oturuyor."
O 'ekstra' etmenin neden insanlara nüfuz etmediğini merak ettiğim filmleri sıralamak istedim bu vesileyle. Bana göre, kıymeti pek bilinmeyen beş adet Woody Allen eseri şunlar:

5. Love and Death

Woody Allen'ı 1977 ve sonrasından ibaret görmek en çok, benim gibi Love and Death sevenlerin başını ağrıtıyor. Dönem Rusya'sını, Allenvari bir komedi eşliğinde anlatmak ve bu absürdlüğün içerisinde insana Tolstoy ve Dostoyevski eserlerini yeniden okuma hevesi vermek sadece böylesine usta bir anlatıcıya mahsus olsa gerek. Love and Death, olgunluk nişasesi olarak kabul edilen Annie Hall'den önceki son duraktı. Filmde Diane Keaton ile 'pek bir Rus gibi olmayan Rus' Woody Allen arasındaki muazzam kimya, özellikle felsefi tartışmalar esnasında izleyiciyi sarıp sarmalıyor. Filmin yeterli ilgiyi görmemiş olmasını, Allen'ın o dönem için henüz 'mainstream' konumda bulunmayışının yanında, Rus söz köküne alerjisi olan ABD sinema izleyicisine de bağlamak mümkün. Sadece Keaton'ın Allen'ın bugüne kadarki en iyi rol partneri olduğunu görmek açısından bile çok önemli bir filmdir Love and Death.

4. Radio Days

Muhteşem bir dönem filmi. Nostalji ve nostaljiye övgü, Allen sinemasının önemli besin kaynaklarından biri. İkinci savaş öncesi ABD'de, radyonun altın çağında yaşayan sıradan aileler ve günlük hayatlarına işlemiş bu kutucuk etrafında şekillenen yaşamları. Muhteşem bir film olmasına ve esasen bir de Oscar adaylığı kazanmış olmasına rağmen, Allen'ın 80'lerde birçok iyi film çekmiş olmasından ötürü biraz da gölgede kalmış bir eserdir Radio Days. Bugün internetin (ya da daha spesifik bir deyimle sosyal medyanın) hayatlarımızda edindiği otoritenin bir benzerinin, bir dönem radyo vesilesiyle gerçekleştiğini görmek ve her zamanki gibi, eğlenceli diyaloglar ve detaylarla bunları gözlemlemek müthiş bir keyif. Orson Welles'in meşhur Dünyalar Savaşı konuşması sonrasında bunu ciddiye alan ve ülkede kaos yaratan kitleleri bilirsiniz değil mi? Filmdeki bir sahnede bu da ele alınıyor.


3. Zelig

Woody Allen, Starudst Memories'le aldığı eleştirileri, A Midsummer Night's Sex Commedy ile yatırdıktan sonra (aslında amacının bu olduğunu hiç sanmam) Zelig ile kendine daha da farklı bir yön verir. Esasen, maceranın başlangıcı olan Take the Money and Run'dan sonra ikinci kez Mockumentary tarzında bir film çeker Allen. Bu defa bu tarzı mükemmel hale getirir. Bu tarzdaki tüm örnekleri geride bırakacak şekilde hem de. Leonard Zelig isimli 'bukalemun' insanın yaşadıkları, belgesel tarzda anlatılırken, Woody Allen tarih, siyaset, din, sosyoloji, felsefe, uluslararası ilişkiler... derken değinmedik husus bırakmaz ve bunu, nevi şahsına münhasır bir dille yapar. En önemli Woody Allen komedilerinden biridir Zelig. Emin olun, sadece son sahnesi bile bu filmi tek başına bir şaheser haline getirmeye yeter.

2. Stardust Memories

Woody Allen çok büyük bir Bergman ve Fellini hayranıdır. Allen ismini duyan ve kendisine dair bir şeyler öğrenmeye çalışan her insan, buna dair fikir sahibidir zaten. Annie Hall'ün Amerikalılar tarafından büyük bir sevgiyle kucaklanmasının ardından, Interiors gibi bir 'drama'nın gelmesi, izleyici de pek de hoş etkiler bırakmaz. Çoğu kişi filmin basit bir Bergman kopyası olduğunu iddia eder ki bu çok acımasızca bir eleştiridir. 78 yapımı Interiors'un ardından 79'daki Manhattan ile Allen kalpleri yeniden kazansa da, bir yıl sonra asıl bombayı patlatır ve eleş
tirmen-izleyici birlikteliğine büyük bir hareket çeker. Stardust Memories, Girişteki rüya sekansı Wild Strawberries'dendir, siyah-beyaz çekilen film Fellini'ye saygı duruşu niteliğindedir. Allen, filmde, Sandy Bates isimli bir yönetmenin hikayesini kaleme alır. Yönetmen, kariyerinin başındaki 'komik' yapımlarının ardından daha ciddi bir bağlamda yön verdiği sinemasının eleştirmenler ve izleyiciler tarafından beğenilmemesi karşısında duyduğu rahatsızlığı anlatır film boyunca. Çok açıktır ki Sandy, Woody'dir aslında. Ama Woody Allen, bunu her daim reddetmiştir. İzleyicilerin realiteyle hayal dünyasını birbiriyle karıştırmakta usta olduklarını ve Sandy'nin hayali bir karakter olduğunu vurgular. İroniktir ki, Stardust Memories'de yapılan da tam olarak budur aslında. Realite ve fantezi arasındaki ayrımı bulanık hale getirir Woody Allen. ABD'deki eleştirmenlerin, Woody Allen'ın izleyicisine karşı ihaneti olarak yorumladığı bu muazzam sinema eserini kesinlikle pas geçmeyin.

1. Deconstructing Harry

En sevdiğim Woody Allen filmi. Fakat ilk sıraya koymamın, fazla göz önünde ve popüler şeylere alerji gibi klasik bir nedeni yok, yanlış anlamayın. Birçok bağlamda, kıymeti en bilinmeyen Woody Allen filmidir bu. Harry Block, hayatının ve kariyerinin gidişatından memnun olmayan ve yakınlarıyla (güya onu sevenlerle ve sevdikleriyle) çatışmalar içerisinde bulunan, seks bağımlısı, sadakatle arasını iyi tutamamış bir yazardır. Woody Allen belki de ilk defa, izleyicinin sevmeyeceği bir karakter çizer ve muhtemelen de amacı budur. Harry Block, hiç de sevimli bir adam değildir. Narsisizmin bir manifestosudur Deconstructing Harry ve diyalog zenginliği bakımından, nicelik-nitelik dengesini ele aldığımızda, kesinlikle en doyurucu Woody Allen filmidir. Tıpkı Stardust Memories'de olduğu gibi, 80'lerde Sandy olan Allen, bu defa Harry olmuştur ve yine bu analizleri reddetmiştir. Fakat Woody Allen'ın bu konuda seyirciyle dalga geçtiğini görmek çok da zor değildir elbette. İki filmde de Allen'ın oynadığı karakterler, bizzat Allen'ın kendisidir. Bana göre, Harry Block; Sandy Bates ve Annie Hall'deki Alvie Singer'la birlikte en detaylı ve orjinal şekilde oluşturulmuş Woody Allen karakteridir. Ve, Woody'nin ciddi yüzünden hoşlanmayanlar için bir güzel haberim daha var: Deconstructing Harry, çok ama çok komik bir film.

Not: Listede olmasa da bahsedilmesi gereken kıymeti bilinmemişler: Interiors, Sweet and Lowdown, Bullets Over Broadway.

Google Plus'ta paylaş
    Yorumlar

0 yorum: