The Angels' Share / Meleklerin Payı (2012)

Meleklerin payını çalmak

İngiliz sinemasının özel isimlerinden, politik söylemini kattığı filmlerle ünlü olan Ken Loach bu kez bir 'kendini iyi hisset' filmi çekmişse de bu ilginç soygun hikayesinde kendine has dokunuşunu esirgememiş.

Sosyalist söylemiyle ön plana çıkan yönetmenlerden biri olan Ken Loach, son filmi 'The Angels' Share-Meleklerin Payı'nda da yine kendinden bekleneni yaparak, 'sokaktaki adam'ın hikayesini anlatmaya devam ediyor. Onların üzüntülerini, başlarına aldıkları belaları ve sevinçlerine parantez açarken, bir yandan ferah kadrajlarla Ada'nın görsel ve içsel resmini çiziyor.

'The Angel's Share' hiç şüphesiz birçok Ken Loach filmine göre söylemi 'daha az' politik olan bir film. Yine fakirliğin karnından gelen karakterler var. Yine toplumsal dertler var ama bu sefer Loach, bu dertleri didaktik ve eleştirel bir tonda değil de, bireysel dertler olarak ele alıyor.

Son anda hapse girmekten kurtulan bir zamanların şiddet düşkünü, şimdinin tövbekarı Robbie'nin yolu, kamu hizmeti cezasına çarptırılan insanları çalıştıran Harry'le kesişiyor. Harry ile kısa sürede arkadaş olan Robbie ve diğer mahkumlar viski tadımhanelerine gidiyorlar. Bir şey öğreniyorlar; çok eski zamanlarda fıçılanmış viskilerin yüzde 2'si her yıl PH oranı yüzünden kayboluyor. Buna da meleklerin payı deniyor. Filmdeki bir viski eksperi anlatıyor bunu. Ama bu, 'iyi olmaya çalışan' insanlar için 'meleklerin payı' başka bir şey. Bu pay, bir milyon sterlin eden, ender bulunan bir viski. Kendilerinin olması gereken, hayatlarını kurtaracak bir şey. Soygun fikri düşüyor akıllarına.


Bunun Ken Loach standartlarında bir 'kendini iyi hisset' filmi sayılabileceğini söylemiştik. Buna rağmen Ken Loach bu filmi yaparken de kendi stilini sergilemekten vazgeçmiyor tabii ki. Böyle garip bir soygun bile olabildiğince gerçekçi bir şekilde resmediliyor. Espriler bile tam kararında, tam anında gelerek özellikle filmin ikinci yarısında artan mizah temasının içinde dahi gerçeklik atmosferini pekiştiriyor. 

Loach filmde genellikle olduğu gibi yine 'yeni ve taze' yüzlerle çalışmış. Filmin başrolündeki Paul Brannigan (Robbie), ilk deneyimde gayet başarılı ve sınıfı geçiyor. Oyuncu kastının izleyici için çok tanıdık isimler olduğunu söylemek mümkün değil. Buna rağmen mütevazı oyuncu kadrosu görevini hakkıyla yapıyor.


'HAYATA ÇALIM AT' TADINDA

İngiltere ve İskoçya'nın içine düşmüş olduğu krizin ve isyanların etkisi sürerken Loach'un içinde mizah da olan bir hikayeye yönelmesi kimi eleştirmenler ve seyirciler tarafından eleştiriliyor. Çünkü ondan oldukça eleştirel filmler olan yeni bir 'Land and Freedom-Toprak ve Özgürlük' veya 'It's a Free World-Özgür Dünya' çekmesini bekleyen bir kesim var. Buna karşın Ken Loach'ın daha hafif hikayelerinden, Eric Cantona'yı oynattığı 'Looking for Eric-Hayata Çalım At' tadında başka bir film daha göreceğiz. Ken Loach öyle de güzel, böyle de... Komedi yaparken, üçüncü sınıf dershane filmleri çekmediğine, yine toplumsal çözümlemeci yanını ortaya koyduğuna dikkat edersek, aslında yakınacak çok da fazla bir şey yok...

Cannes'da Jüri Özel Ödülü'nü alan 'Meleklerin Payı', özünde Britanya'ya dair bir işçi sınıfı, belki de bir 'işsizler sınıfı' hikayesi anlatıyor. Hayatını değiştirmek isteyenlerin hikayesi, viskiyle ancak bir Ken Loach filmde bir araya gelebilirdi zaten...
Google Plus'ta paylaş
    Yorumlar

0 yorum: