Ruhsal bir azap bedensel bir acıyla yenilebilir mi?



Pazartesileri 'kutsal' sinema günüm. Her hafta mutlaka 1 film, belki 2. Film hakında da neredeyse hiçbir şey bilmiyordum. MyBilet'in seyyar cihazından bilet almayı severim, şöyle bir bütün seçeneklerime bakayım derken, dikkatimi çekti. Argo Oscar'a aday da olsa öncelik sıram belli; Türk Sineması, Avrupa Sineması ve sonra Hollywood. Şansımızı denemekten ne çıkar, hem belki iyi bir filme denk gelirim dedim. Keşke bu kadar iyi olmasaydı...

Çeşitli gazetelerde yazılan eleştirilerine baktım. Ben o kadar metodolojik yazamam bu 1, neredeyse hakkında hiç güzel yazı yok bu 2. Halbuki, filmi seyredenler arasında filmdeki acıdan bunalanlar, zaman zaman ağlayan insanlar (evet, ağlayan erkek de gördüm.) vardı. Bu film akademik veya her ne haltsa işte, 4 başı mamur olmayabilir. Birçok hatası da olabilir. Eyvallah...



Fakat, mesele senaristin ve/veya yönetmenin anlatmak istediğini karşındakine optimum şekilde aktarması değil mi? E o zaman. Ben bomboş bir salon düşünürken, neredeyse tamamen dolmuş bir salon vardı. Bu salondan öyle çok da  normal çıkan insan görmedim filmin sonunda. Barbie bebeklerimiz bile film bittikten, isimler akmaya başladıktan sonra uzun süre yerine çakıldı kaldı. Şahsım adına konuşayım, dolu dolu 2 gün geçti üstünden benim hala kafam filmde...

Sinopsisinde yazandan farklı birşey söylemek gerekirse; Türkiye'de bu denli sağlam bir film-noir çekildi mi bilmiyorum. Şimdiden kült film mertebesine erişmiştir gözümde. Alejandro Gonzalez Inarritu çekse sorun olmazdı ve çok övülürdü ama yönetmenin/senaristin adı Zübeyr Şaşmaz olunca 'biraz' haksızlık yapılıyor sanki.

Son olarak, bu filmden 1 hafta önce yine ölüm oruçlarını anlatan Simurg'u da seyrettim. O gerçek, fakat tek tarafın gerçeği. Açlığa Doymak ise konusunu bir şekilde yaşanması muhtemel, günün içinde olaylara dayandıran bir film. Simurg da Wernicke Korsakoff hastalığına yakalanmış insanların dramı vardı. Bir ideal, bir ütopya uğruna kendinden vazgeçmiş insanlar...



Fakat, ne için 'tutsak' oldukları ve ne için oraya düştükleri kısmı müphemdi. Açlığa Doymak'ta da 'tutsak' düşen, ölüm orucuna başlayan ve sonrasında yine aynı hastalığa yakalanması pek muhtemel bir insan var önümüzde. Nasıl söylesem bilemiyorum. Düşen boşuna düşmüyor içeri de, bir de yanan var. Sevdiğim bir kız var, kurmak istediğim bir hayat var.

Hani, kitap okurken bazen karakterlerden biri yerine koyarsın ya kendini, heh işte Açlığa Doymak'ta  Eyüp'ün yerine koydum bir anda kendimi ve film ondan sonra daha değişik bir hal almaya başladı. Sevdiğim kız, kurmayı istediğim ve şayet olursa birgün bir bombalı eylemde 'pisi pisine' kaybolursa...

Sanırım, Simurg'u bu yüzden söyledim. Ütopyası uğruna gözünü budaktan sakınmayan var eyvallah, ya arda kalan...

Gidin abi. Dexter, HIMYM falan derken bir sürü şeyi izliyorsunuz gerekli gereksiz. 2 saatten bir şey olmaz.
Google Plus'ta paylaş
    Yorumlar

0 yorum: