Beklemek - 1


(Roll 19. sayı, Joe Strummer röportajı, 90'ların sonundan. Aslı Les Inrockuptibles'dan. 3 bölüm halinde yayınlayacağız. İyi okumalar dileriz.)


Clash zamanında en göz önünde müzisyenlerden biriydin. 15 küsür yıldır karanlıkta yaşıyorsun. Bu kadar şiddetli ışığın altından birdenbire neredeyse mutlak bir inzivaya geçiş nasıl oluyor?

Bu soru benim de kafamı az kurcalamadı ve şu sonuca vardım: Söyleyeceğim ne varsa söyledim ben. Benim dönemim geldi ve geçti, eteğimdeki taşı döktüm. Hepsi bu. Bu son derece doğal bir süreç bence. Arkadaşlarla iki tek attığımda ve diller çözülünce, mutlaka bu konuda kafamı ütülüyorlar: "Hadi Joe, yapma, geri dönmelisin, tekrar sahneye çıkmak için ne bekliyorsun allah aşkına?" Hep çok nazikçe cevaplar veriyorum, ama çoğunlukla, içimden "Kapayın çenenizi, beni rahat bırakın! Siz ne biliyorsunuz ki? Benim yerimde değildiniz" demek geçiyor. Clash tamamen zamanının grubuydu, dönemine sıkı sıkıya bağlıydı. Clash ne daha önce, ne de daha sonra varolabilirdi. Zamanımız geçtikten sonra, tıpkı dalga çekildikten sonra karaya vuran gemilere dönerdik: Plajda, kumların üstünde, varını-yoğunu kaybetmiş bir vaziyette, bitap bir şekilde tek başına kalırsın... Denize uzaktadır.


Yine de, 88'de "Earthquake Weather" adında bir solo albüm çıkardın.


Yeniden başlamayı, yeni müzisyenler bulup yeni bir grup kurmayı, yeniden dünya turnesine çıkmayı denedim. Ama öyle bir ruh halinde değildim, bir şeyler aksıyordu, olmuyordu. Amerika'daki bu turne sırasında tişört basılmıştı –her zamanki zırvalık. Tişörtlerin üstünde "Joe Strummer" baskısını görmek beni feci rahatsız ediyordu. The Who, The Doors ya da The Clash gibi grupların adını tişört üzerinde görmek önemli ve sıradandır, ama benim kendi ismim... Olacak iş değil, sanki ismin bir çamaşır deterjanı markası haline gelmiş gibi. Kendimi çok huzursuz hissediyordum. Ve yine ilk düşünceme geri döndüm: Clash, dönemini kapamıştı, söyleyeceğimizi söylemişti, geri çekilmeyi, arkadan gelenlere yer açmayı bilmek gerekiyordu, onların da söyleyecek lafı vardı. Herkes Elton John ve Rolling Stones gibi olamaz, bu işi ilelebet sürdüremez. Zaten herkese yetecek kadar yer yok, birilerinin kenara çekilmesi lazım. Ben bir şekilde kenara itildim, ama kendim de gönüllü olarak buna katkıda bulundum. Clash bittiğinden beri, bir hedef, bir yön, anlamlı bir amaç arıyorum... Zaman zaman, "kitap yazacağım" diyorum kendi kendime, bilmiyorum... En ilginç, en doğru, en anlamlı ne olur, onu arıyorum. Bu arada da, mütevazı projelerle hayatımı sürdürüyorum: Orda bir rol, şurda küçük bir müzik, burda bir film müziği falan filan... Örneğin Pogues'in turnesine eşlik ettim, bu da beni iki-üç yıl meşgul etti. Neden bilmiyorum ama, büyük kalabalıkların önünde çalmayı, ünlü bir rock yıldızı olmayı hiç özlemiyorum. Öyle sanıyorum ki, bu çok normal bir davranış değil, çünkü arkadaşlarım bana inanmıyor... (gülüyor)


Genellikle, senin durumundaki müzisyenler ya parasal nedenlerle ya da ego meseleleri yüzünden yeniden kendi gruplarını kuruyorlar...


İnsanın egosunun zaman zaman aklını çeldiği doğru, ama hakikatle yüzyüze gelmem ve şansımı tükettiğimi, Clash'i bütün gücümle sonuna kadar, anıtsal bir kariyere sürüklemediğimi kabullenmem gerekiyor. Ama çocuklarıma bakıyorum ve kendi kendime soruyorum: "Clash ayakta kalsaydı, babalarıyla daha fazla gurur duyarlar mıydı? Babalarını daha çok severler miydi?" Açıkçası, öyle olacağını sanmıyorum. Hem ayrıca, benim "kariyerim" henüz sona ermedi. Başka yollara saptı, başka bir ritm tutturdu.


Bile isteye, hiç tereddüt etmeden statünü ve ayrıcalıklarını terk eden ender rock yıldızlarından birisin...


Sözcü olmama yetecek kadar kültürlü, bilgili olmadığım için kendime kızıyorum. İki çift lafı olmayan insanların, çoğu zaman ipe sapa gelmez şeyler söyleyerek, sürekli yüksek sesle konuşması çok tehlikeli. "Mikrofonu bana verin, beni dinleyin" diye zırıldayarak dünyanın dört bir yanında dolaşmak için yeteri kadar kültürlü ve bilgili olmadığımı düşünüyorum. Bizi kuşatan dünyada şarkı söylemeden önce aklı başında, tutarlı bir birikime sahip olmak daha doğru olur. Ben bu birikimi oluşturmayı ve zamanımı, kültürümü genişletmekle, eksiklerimi tamamlamaya çalışmakla geçirmeyi tercih ediyorum. Bu beni çok daha mutlu ediyor. Bir ara futbolu kendime örnek almaya karar vermiştim. Bir futbolcu, oyuncu olarak kariyeri sona erdiğinde ne yapar? Kimi antrenör olur, kimi kulüp menajerliği yapar, kimi yorumcu olur vs... Bu prensibi müziğe uygularsak, müzisyenler de örneğin prodüktör olurlar. Böyle düşününce de, teknoloji mevzuunda hiçbir şey bilmediğimi, kara cahil olduğumu fark ettim. Şarkı yazabiliyordum, gitarımı tıngırdatabiliyordum, ama stüdyoda, bütün bu mikrofonlar, kayıt aletleri, işte ne var ne yoksa bunlardan tamamen bihaberdim, sıfır! Ben de bütün bunları öğrenmeye karar verdim. Ama her zaman olduğu gibi, tam da yapılması gerektiği şekilde yaptım her şeyi... (gülüyor) Kursa gideceğime, her şeyi tek tabanca yaptım, kendi kendimi yetiştirmeye çalıştım. Son yıllarım büyük ölçüde bununla geçti: bir 4-kanalla çalıştım, sonra 8-kanalla, şimdiyse evimin bodrumunda 24-kanalla çalışıyorum, bütün bu aletleri kullanmaktan zevk almaya başladım. Bütün mesele, bu uzun çıraklık döneminin ortasında bilgisayarlar her şey alt-üst etti! Şu ana kadar öğrenmiş olduğum şeylerin hiçbirinin pratikte bir anlamı kalmadı. Teknoloji benden çok daha hızlı ilerliyor. Ama ben teyplerimle yola devam etmeye karar verdim, şimdi artık onlara hakim olabiliyorum. Ayrıca, kayıtlarda kusurları, hataları seviyorum. Dijital teknolojiyle birlikte, müziğin homojen hale gelmesi, bütün albümlerin sound'unun aynılaşması beni endişelendiriyor doğrusu. Müziğin fazla mükemmel olması yeni teknolojilerin bir riski.

Rock'la alakanı hiç kesmedin. Ama artık albüm çıkarmamak, olayın içinde olmamak zaman zaman bir mahrumiyet duygusu uyandırmıyor muydu? İlla bir star olmadan, sadece düzenli olarak çalışan bir sanatçı olmayı arzu etmiyor musun?

Düzenli olarak bir şeyler yaptım zaten. Bir solo albüm yaptım, Pogues'la turneye çıktım, teknolojiyi öğrendim, Jim Jarmusch'un bir arkadaşı olan Sarah Driver'ın "When Pigs Fly" adlı filminin müziğini yaptım. Sırf bu filmin müziği neredeyse bir yılımı aldı.

Bilinçaltında da olsa, benimsediğin bu geri çekilme tavrının Clash'in etiğine bir şekilde uygun davranma arayışıyla bir ilgisi olduğunu düşünüyor musun?

Hayır... Bunun daha ziyade benim Clash'in değerini bilmemle alakası var... Yani... "Daha iyisini yapamıyorsan, hiç yapma". Clash kadar devasa bir şeyin nasıl sürdürülebileceğini bilmiyordum. Solo albümümü yaptığım zaman, tek başıma Clash'ten daha iyisini yapamayacağımı fark ettim. Biraz zamanın akışına bırakmayı tercih ettim, çünkü müziğimin gelişmesini bekliyorum, çünkü Clash'in müzikal sürecinde benim hiçbir manevra alanım yoktu. Clash fazlasıyla kesin, olmuş-bitmiş, aşılmaz bir şeydi. O halde, ben de bekliyorum... Müziğimin gelişmesini, sağlam bir hatta girmesini bekliyorum. Dünya fuzuli, ipe-sapa gelmez, vasat albümlerle tıka basa dolu zaten. Müziğimin belli bir olgunluğa eriştiğinden, hakiki bir yöne gittiğinden, öyle mevsimlik bir kapris olmadığından emin olmayı tercih ediyorum. Ve şimdiye kadar da bundan hiç emin olamadım, işte bu nedenle de yeni bir şey çıkarmamayı  tercih ettim. İnsanlara zaman kaybettirmek istemiyorum. Ayrıca, şimdi mesela turneye çıksam, siz "London Calling"i dinlemek isteyeceksiniz. Bu çok normal. Ben de sizin gibi davranırım: Mesela, Bee Gees'i dinlemeye gidecek olsam, "Massachusetts"i isterdim... (gülüyor) Ama tıpkısının aynısını, bir "London Calling" çalmak için arzu duymuyorum. Kıskaca sıkışmış gibiyim. Burada bilgisayarlar devreye giriyor: Onlar müziğin özünü, temelini değiştirdiler. Hip-hop'ta, teknoda vs. müthiş şeyler var, belki de uzak duracağıma, bilgisayarlarla kaynaşmaya başlasam, dijital teknolojiye alaka göstersem iyi olacak. Aynı zamanda, bilgisayar teknolojisine karşı şüpheciliğimi de her zaman koruyacağım herhalde. Bugün bakıyorum, şip-şak, birkaç dakikada bir albüm yapabiliyorsun... Biraz fazla hızlı değil mi, ha? Ama bu aynı zamanda, punk etiğinin, bu zihniyetin de bir uzantısı; müziği bütün bu aşırı güç sahibi çok uluslu şirketlerin pençesinden kurtarmayı, o ultra donanımlı, müthiş pahalı stüdyolardan çıkarmayı mümkün kılıyor. Son zamanlarda müzikteki en iyi şeylerden biri "house".
Google Plus'ta paylaş
    Yorumlar

0 yorum: