"Niçin Yazıyorsunuz?" 2

İlk post için şuradan.

Kurt Vonnegut: Yazıyorum, çünkü küçücük bir kaos kırıntısını bir kağıt parçası üzerinde düzene sokmaktan (en azından böyle olduğunu umarım) belli bir tatmin duyuyorum. Marangozlar da aynı şeyi keresteyle yapıyorlar.

Nedim Gürsel: Neden yazıyorum? Doğrusu bu soruyu, ısrarlı bir biçimde yeni yeni sormaktayım kendime. Uzunca bir süre "Ne yazıyorum" sorusuyla başbaşaydım. Sonra "Nasıl yazıyorum" öne geçti. Ve kitaplarımda (anlatı ya da eleştiri-inceleme türünde , hemen hemen tüm kitaplarımda) yazma etkinliği üzerine çok düşünmüşümdür. Özellikle anlatılarımda kahramanlardan çoğu şu ya da bu biçimde yazma sorunuyla karşılaşırlar. Bir anlamda "yazmak, yaşamaktır" onlar için, varoluşlarını belirleyen bir etkinliktir.



  Doğrusu neden yazdığımı bilmiyorum. Bildiğim, yazmaktan vazgeçemediğimdir. Oysa az yazdım. Yazdıklarımın tümünü de yayınlamadım, ya da sansür nedeniyle yayınlayamadım. Yazmadan yaşadığım günler çok olmuştur. Yine de yazmak, benim için onsuz edemeyeceğim bir etkinlik. Açlıktan ölen bir çocuğun karşısında "Bunaltı"nın ağır basamayacağını söyleyen, yıllarca yazarın bağımlılığını savunan Sartre, Sözcükler'de "Kalemimin kılıç olmadığını sonraları anladım" diye yazar. Ve onu kurmaca bir dünya yaratmaya, yani anlatılar yazmaya iten temel nedenin gerçekte bir nevrozdan kaynaklandığının farkına varır. Ama, artık bir işe yaramayacağını bilse de, yazmayı sürdürecektir: "İnsan bir nevrozdan kurtulabilir ama kendinden asla!" Kendimden kurtulamadığım için yazıyor olmalıyım.

Italo Calvino: Çünkü, yazmış olduğum şeylerden tatmin olduğumu hiç hatırlamıyorum ve yazdığımı şu ya da bu şekilde düzeltmek, tamamlamak, ona yeni çözümler getirmek isterim. Dolayısıyla hiç "ilk kez" olmadı. Yazma ihtiyacı, benim için hep karalama yazılı bir şeyi, yazılacak bir şeyle değiştirme ihtiyacıyla aynı oldu. Çünkü, X'i okurken (eski ya da çağdaş bir X) "Ah, X gibi yazabilmeyi ne kadar isterdim! Ne yazık ki bu benim olanaklarımın tamamen üstünde!" diye düşündüğüm oldu. Ben de o zaman bu olanaksız girişimin hayalini kurmaya çalışır, hiçbir zaman yazmayacağım, ama okuyabilmiş olmayı isteyeceğim kitabı düşlerim. Hemen birkaç kelime, birkaç cümle belirir kafamda... Kısa zamanda X'i ve tüm öteki modelleri unuturum. O kitaptır düşündüğüm; hiçbir zaman hiç kimsenin yazmadığı, o benim olabilecek kitabı.

  Bilmediğim şeyleri öğrenmek için yazıyorum. Burada yazma sanatına ilişkin şeyler değil kastettiğim; geri kalanlara ilişkin: Yani her türlü pratik ya da özgül bilgiden, veya "hayat tecrübesi" denen o daha genel bilgiden söz ediyorum. Bana yazma isteği veren, öğrendiğimi sandığım şeyleri başkalarına öğretme arzusu değil, daha çok kendi yetersizliğimin büyüklüğü. O halde ilk güdüm, bu yetersizliğim içinde kendimi tanıyormuş gibi yapmak mı olacak? Ama "mış" gibi yapmak için bile haberleri, bilgileri, gözlemleri biriktirmek gerek; bir deneyin yavaş yavaş birikmesini hayal edebilecek duruma gelmeliyim. Bunu da ancak yazılı sayfada hayatım boyunca ancak kıyısından-köşesinden biraz yakalayabildiğim bilgilerin ve bilgeliklerin kırıntılarını kapmayı umduğum o tuzakta yapabilirim.

Tomris Uyar: Neden yazarlığı seçtiğime şaşıyorum baştan beri. Dil konusunda aşırı titizlenen, ürün verirken bitkin düşen, hatta sancı çeken biri neden yazarlığı seçsin?

  Belki de varolduğumu kanıtlamak için yazıyorum. Belki, edebiyatı bir miras, bir süreklilik diye düşündüğümden yazıdan kopamıyorum. Belki bir anlığına da olsa, bir dünya kurma ve onu istediğim gibi işleme özgürlüğünden vazgeçemiyorum. Bütün bunlar bir yana, yazmadan edemediğim için yazıyorum.

Juan Goytisolo: Bunu bilseydim, yazmazdım.

Google Plus'ta paylaş
    Yorumlar

0 yorum: