"Niçin Yazıyorsunuz?" 4

Anthony Burgess
(1, 2, 3)

Abe Kobo: Bu, mantığa ilişkin değil, hiç kuşkusuz etika'ya ilişkin bir soru. Mantık düzeyinde bu soru, yanıtını kendi içinde barındıran bir Moebius düğümü. Yazar için yaratım, yalnızca bir tercihin sonucu değil, bir yaşam biçimidir. "Niçin?" sorgulaması "yaşantı"nın temel bir parçasıdır ve yaşamın nedenine nasıl bir çözüm düşünemiyorsak, yazma eyleminde de daha fazla bir anlam bulamayız.


Öte yandan, etika açısından biraz nostalji uyandıran bir soru bu. (Yanıtlayabilme olasılığından bağımsız olarak) bu sorunun sorulabileceği umutla dolubir dönemin bir zamanlar var olduğu yadsınamaz. Ama, fazla yük bakımından ağır sıklet bir dönemi aşarken, yazar düş kırıklığını tanıdı ve daha mütevazı oldu. Ölümle yapılan dansta kötü dans etmektense, iyi dans ediyor olmak da bir tesellidir hiç olmazsa.

Düş'te, düş sınırını aşıveren hayalet yolcu...

John Barth: Anlattığım hikayeler yüksek sesle anlatılamayacak kadar uzun olduğu için yazıyorum.

Rafael Alberti: Beni okuyan ve dinleyenlerle olabildiğince açık iletişim kurmak için yazdığıma inandım hep. En muğlak dönemlerinde bile berraklığın peşinde koştum. Çünkü ben, güneşli bir ülkenin, tıpku mutlu Cadiz koyundaki gibi net çizgilerin çocuğuyum. Bende denizin, ağaçlarla bahçelerdeki çiçeklerin ve beyaz evlerin tutkusu var. Ben barışık bir yazarım, barışın yazarıyım. Ama gelin görün ki, sık sık söylediğim gibi, karanfille kılıç arasında yaşamaktayız. Benim payıma, en büyük savaşların ve aynı zamanda –hayatın hizmetine sokulacağı yerde hemen her zaman ölümcül amaçlara yönlendirilen– en büyük ve en muhteşem icatların çağında doğmak düşmüş; karanfilin değil, kılıcın hüküm südüğü bir çağ bu. Ama ben, karanfille kılıç arasında karanfilden yanayım. Bu nedenle de, en güçlü ve en şiddetli fırtınalarda bile barışın paratonerliğini yaparım.

Anthony Burgess: İlk neden biyografik türden ve benim 40 yaşlarındaki dönemime kadar uzanıyor. O dönemde, bu benim için hayatımı kazanmanın yegane yoluydu. O sıralar Borneo'da sömüge memuru olarak çalışıyordum; bir gün, düşüp bayıldım ve herkes beynimde tümör var sandı. Görevimden affedilip Londra'ya gönderildim ve burada tümörün ameliyat edilemeyeceğini, tam tamına bir yıllık ömrüm kaldığını öğrendim. Bu on iki ay boyunca hayatımı kazanmam ve karıma bakmam gerekiyordu. Ama hiç kimse, geleceği karanlık birini işe almaya yanaşmıyordu. Dolayısıyla, yazmaya koyuldum; o yıl altı kitap yazdım, bunun yanı sıra da çok sayıda makale ve öykü. Yıl sonu geldiğinde hala yaşamaktaydım; belki de beyinsel çalışmanın yoğunluğu tümörü öldürmüştü. Yirmi sekiz yıl sonra, yazmaya devam ediyorum ve tümör bir daha görülmedi. Yazıyorum, çünkü koşullar bunu benim mesleğim yaptı;yapabileceğim tek meslekti bu.

Ama yazıyor olmamın, ticari olmaktan çok estetik, bir başka nedeni var. Bir sanatçı içgüdüsüyle dünyaya geldim. Hayatımın ilk döneminde, bu içgüdüyü resim yaparak ifade etmeye çalıştım, ama yeni bir Cezanne olma tutkum, renk körü olduğumu keşfettiğimde büyük bir sarsıntı geçirdi. Bundan sonra besteci olmaya çalıştım: Yeteneğim olmadığı için, bu da yeni bir düş kırıklığı getirdi. Müzik yazmaya hala devam ediyorum ama İngilizlerin Beethoven'ı olmak gibi bir tutkum yok artık. Aslında edebiyat yazısı, bir senfoni yazımının yerini tutuyor benim için. İster müzik söz konusu olsun, isterse sözcükler, sesleri seviyorum, onları çeşitli şemalara göre düzenlemeyi seviyorum.

Romancı olmak için, insan kişiliğiyle ilgilenmek, insanın ne dediğiyle, ne yaptığıyla ilgilenmek gerek. Yeni bir Don Kişot ya da yeni bir Anna Karenina yaratmayı düşlemiyorum, biçimsel bir yapının öğeleri haline gelen sıradan kahramanlar yaratmayı yeğliyorum –aynı zamanda birer senfoni olacak satranç oyunları. Sanatsal birlik olarak romanın kendisi, kurguya giren öğelerin insan kişiliklerinden daha çok uğraştırıyor beni. Bunun dışında, felsefi düşünce hakkında hiçbir fikrim olmadığı gibi, bu ilgimi de pek az çekiyor. Benim için, sözcükler bir propaganda taşıyıcı değil; anlamları yüzünden biçim değiştirmiş (ne yaızk ki dil için gerekli bir öğedir bu) ve benim roman adını verdiğim karmaşık ve biçimsel şemanın içinde düzenlenmeyi bekleyen karmaşık ses yapılarıdır.

Elbette her zaman hayatımı kazanmak için yazıyorum. Ayrı bir mesleğin veya bir koruyucunun sağladığı gelirle ticari olmayan denemelerini özgürce sürdürebilen bir Joyce veya bir Mallarme olma imkanım yok. Bir yandan elden geldiğince, yapmak istediğim şeyi yapıp, okuyuculara da beklediklerini sandıkları şeyi vermek suretiyle, uzlaşmalara gitmek zorundayım.

Benim pirim William Shakespeare'dir, o okuyucularına istediklerinden de fazlasını veren bir ticari oyunlar yazarıydı. Bir beyefendi ve büyük sanatçı olarak öldü. Çağımızda bunların ikisini birden olmak zor, ama ben bunu denemekte direniyorum.
Google Plus'ta paylaş
    Yorumlar

2 yorum:

Oguzhan Arslan dedi ki...

Ya geçenlerde denk gelince buraya da yazayım dedim gormediysen o kitabi diye, Mungan'in yazıhane kitabi - seçkisi var yazarların neden yazdığına dair vesaire oradan da güzel şeyler cikabilir.

Teğmen Lap dedi ki...

eyvallah, bilmiyordum onu. eğer denk gelir de alırsam, aktarmaya çalışırım buraya. sağol.