Çılgın




21 Ocak 1989 

DENİZ KENT SOLUĞU

  Bağdat Caddesi'nden (Çatalçeşme) yeni açılan sahil yoluna geçip bol matap ve bol oksijenle Bostancı'ya yürüdüm.
  Sayıları her gün artan bu kıyı şeritleri İstanbul'u kendine getirecek, ona bir deniz kenti olduğunu anlatacaktır. Doğrusu, İstanbul'un dört bir yanı sularla çevrili olduğu halde, şehrin içinde çoğu insan yıllarca bir deniz kentinde soluk alıp, soluk verdiğinin bilincine varmadan yaşamıştır.
  Nahit Sırrı Örik'in demesine göre bu, İstanbul'u gezmeye gelen Fransız Akademi üyesi Abbel Bonard'ın da dikkatini çekmiştir. Öte yandan Örik'in kendisi uzun yıllar bu gözlemle hop oturup, hop kalkar. Yani şehrin içine denizi az biraz daha katmak, İstanbul'a daha başka kıyılar kazandırmak ve de onu denizler üstünde bir kent polimine getirmek düşüncesinden hiç ayrılmamıştır.
  Örik'in bu konuda somut önerileri de vardır. Bunlardan biri, Haliç'i Boğaziçi'ne indirecek bir kanaldır. Kağıthane Deresi'nin Çağlayan Kasrı önlerinden başlayıp Şişli arkasından geçecek, Ihlamur önündeki dereye varacaktır. Ordan da ver elini Beşiktaş denizi.
  Dahası, Kanal, Yıldız eteklerinden Ihlamur'a inerken, ondan ayrılan bir başka kanal da Yıldız'ın arkasından dolanıp Ortaköy'ü ikiye ayıran dereye ulaşacaktır. Böylece Haliç, Boğaziçi'ne bir ikinci kez bağlanmış olacaktır.
  Örik, İstanbul'u Venedik'e benzetmek için --bu düşünce kendisinindir-- bir üçüncü kanal daha açılmasını ister. O da Eyüp'le Yedikule arasında, Haliç'le Marmara'yı birleştirecek olan kanaldır.

(Bay Sessizlik, Salâh Birsel, sf. 22)

Okurken "Aha bu bildiğin 'Çılgın proje'" dedim hemen. Yakın zamanda 1-2 yerde daha değinilmiş.
Google Plus'ta paylaş
    Yorumlar

0 yorum: